Prof Dr Metin Ozata
GUATR TIROID ENDOKRIN DIYABET ZAYIFLAMA DIYET
Ana Sayfa      ENDOKRINOLOJI


ENDOKRIN VEYA ENDOKRINOLOJI NEDIR?


prof dr metin özata
Endokrinoloji veya kısa adıyla Endokrin ulkemizde yeterince bilinmemektedir. Bu nedenle de özellikle guatr, tiroid, prolaktin, kemik erimesi, tuylenme, polikistik over, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve şişmanlık gibi endokrin uzmanını ilgilendiren önemli hastalığı olanlar başka uzmanlara gitmektedir. Bu makalede endokrinoloji bilim dalinin ve endokrin uzmanlarinin hangi hastaliklarin tedavisiyle ilgilendiği kısaca anlatılmıştır.


ENDOKRINOLOJI NEYLE UĞRAŞIR?

Endokrinoloji vücudumuzda salgılanan hormonlar, iç salgı bezleri ve metabolizma hastalıklarının tanı ve tedavisiyle uğraşır.

İç Salgı bezleri denince veya endokrin sistem denince hipotalamus, Pineal bez-melatonin, hipofiz, tiroid bezi, paratiroid bezi, böbrek üstü bezi (Adrenal), over (yumurtalik) ve testis bezleri anlaşılır.Bu bezlerin salgıladıkları hormonlar, bu bezlerde oluşan tümörler, ve bu bezlerden salgilanan hormonlarin azlığı ve fazlalığı önemli hastalıklar yapar.
Endokrinoloji ayrica şeker hastalığı, obezite (şişmanlık), kan yağları (kolesterol ve trigliserid), ürik asit yüksekliği, metabolik sendrom, vitaminler, beslenme, diyet ve osteoporoz (kemik erimesi)gibi metabolik hastaliklar tanı ve tedavisini yapar.


ENDOKRIN UZMANI NASIL OLUNUR?

Endokrin uzmanı olmak için 5 yıl süren dahiliye ihtisasından sonra 3 yıl daha endokrin ihtisası yapılır. Endokrin Uzmani olmak için bir hekim 8 yıl asistanlık yapmak zorundadır.


HANGİ HASTALIKLAR ENDOKRIN UZMANINCA TEDAVI EDILIR?

Endokrin uzmaninin tedavi ettiği hastaliklar şunlardır:

1) HİPOFIZ
A) Hipofiz Bezi Hastaliklari
B) Boy Kısalığı ve Büyüme Hormon Eksikliği
C) Hipofiz Bezi Yetmezliği (Hipopituitarizm)
D) Prolaktin Hormon Fazlalığı (Prolaktinoma)
E) Büyüme Hormon Fazlalığı (Akromegali)
F) Diyabetes İnsipidus (Şekersiz Şeker Hastalığı)

2) Paratiroid Bezi ve Hormonları
B) Paratiroid Hormon Fazlalığı (Hiperparatiroidi)
C) Paratiroid Hormon Azlığı (Hipoparatiroidi)


3) Böbreküstü Bezi (Adrenal Bez) ve Hormonları

A) Böbreküstü Bezi Hastalıkları
B) Kortizol Hormon Fazlalığı (Cushing Sendromu)
C) Kortizol Hormon Azlığı (Addison Hastalığı)
D) Aldosteron Hormon Fazlalığı (Aldosteronizm)
E) Adrenalin Hormon Fazla Salgısı (Feokromasitoma)



4)Testis ve Hormonları

A) Testis, Hormonları ve Hastalıkları
B) Testosteron Eksikliği (Hipogonadizm)
C) Erkekte Meme Büyümesi (Jinekomasti)
D) Ereksiyon Problemi ve Empotans
E) testis ve penis küçüklüğü, sakal çıkmaması

5) Over (Yumurtalık) ve Hormonları

A) Yumurtalık (Over) Hormonları ve Bozuklukları
B) Kadınlarda Cinsel Hormon Yetmezliği (Hipogonadizm)
C) Tüylenme (Hirsütizm)
D) Polikistik Over Sendromu
E) Menopoz


6) Tiroid Bezi (Guatr) ve Hormonları

A) Tiroid Bezi Ve Görevleri
B) Guatr
C) Tiroid Bezinin Fazla Çalışması (Hipertiroidi, Zehirli guatr))
D) Tiroid Bezinin Az Çalışması (Hipotiroidi-Hashimoto)
E) Nodüler Guatr-nodül
F) Tiroid kanserleri
G) Hashimoto Hastaliği
H)Tiroidit-tiroid bezi iltihabı


6) Obezite , Beslenme, Diyet, Metabolik Sendrom

7) Şeker Hastlalığı-Diyabet

8) Şeker Düşmesi-hipoglisemi


9) Kemik erimesi-Osteoporoz

10)Vitaminler,Mineraller

11) Ürik Asit, Kolesterol ve Trigliserit yüksekliği


HORMONLAR VE GÖREVLERİ

Hormonlar vücut ağırlığı, metabolizma, iştah, büyüme, gelişme, seks ve üreme faaliyetleri gibi birçok önemli olayı etkileyen yaşamsal öneme sahip kimyasal maddelerdir. Vücudumuzdaki salgı bezlerinden salgılandığı gibi diğer hücrelerden de salgılanan hormonlar genellikle kan yoluyla taşınarak etki edeceği organlara ulaşır ve orada etkilerini gösterirler. Hücreler arası iletişimi sağlayan hormonlar etkilerini gösterdikleri hücreye nasıl davranacağını anlatır. Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük görevler yapar.

Hormonlar vücudumuzun gelişme, metabolizma, büyüme, üreme, seks, duygu durumu, adet görme, iştah, sindirim ve vücut ısısı gibi yaşamsal faaliyetlerini ayarlar.
Boy kısalığı, şeker hastalığı, kilo alma, tansiyon yüksekliği, tüylenme, kemik erimesi, adet bozukluğu, böbrek taşı, ereksiyon problemi, kolesterol yüksekliği, depresyon, sinirlilik, kansızlık, yorgunluk ve halsizlik gibi sık görülen hastalık ve belirtilerin temelinde hormon dengesizliği vardır.


Hormonların Görevleri:
Hormonların başlıca görevleri 3 ana grupta ele alınabilir:
· Büyüme ve farklılaşma
· Vücut dengesinin sağlanması
· Üreme

Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.
Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:
· Tiroid hormonları ® çoğu dokuda bazal metabolizmanın %25’ini kontrol eder
· Kortizol ® kendisinin doğrudan etkilerinden başka birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
· Paratiroid hormonu ® kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar
· Vazopressin ® vücut su dengesini sağlar
· Aldosteron ® vücut sıvı miktarı ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
· İnsülin ® açlık ve toklukta kan şekerinin normal olmasını sağlar
Kan şekeri düşünce vücudumuz buna hormonsal tepki vererek kan şekerini artırmaya çalışır. Açlıkta ve kan şekerinin düştüğü durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların glukoz alımı azalırken karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.
Vücuttan su atılması esas olarak vazopressin isimli hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit hormonları da bu konuda etkilidir.
Paratiroid hormonu ve D vitamini koordineli hareket ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise paratiroid hormon salgılanmasını azaltır..
Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin şiddeti, akut (ani) veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok sayıda hormonu harekete geçirir.
Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH , büyüme hormonu ve kortizol hormon yapımını artırır. Artan kortizol kan basıncının devamlılığını sağlar.

Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.
Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme (menstruasyondur). Adet döneminin erken (folliküler) evresinde FSH ve LH isimli hormonlar yumurtalıktaki yumurtaların (folliküllerin) olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron hormonları giderek artar.

Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya hazır hale gelmesini sağlar. Oksitosin isimli hormon ise memeden süt gelmesine etkilidir.


Hormonların Yapıldığı Bezler:

Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde yapılır ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır.

Hormon üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.
Hormonların adlandırılması genellikle ilk bulundukları dokuya veya major etkilerine göre yapılmıştır. Ancak, günümüzde aynı hormonun farklı dokularda üretildiği bilinmektedir.

Hormonların Salgılanması ve Taşınması

Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Tiroid hormonu T4 hücrede etki etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüşür. Testosteron hormonu yine hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.

Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Seks hormonları SHBG proteinine bağlanır, tiroid hormonları TBG proteinine bağlanır.

Reseptör Nedir?

Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir. Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Reseptörleri kilit olarak düşünürseniz hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti açarak hücrede etkilerini gösterirler.
Bütün reseptörlerin en azından 2 farklı fonksiyonel bölümü vardır. Bunlardan biri hormonu tanıyan ve ona bağlanan “tanıma bölgesi”, ikincisi ise uyarımı ileten “uyarı iletim bölgesi”dir. Reseptörün tanıma bölgesi hormonla üç boyutlu bağlantı kurabilecek özel bir yapı gösterir. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum bağlanmanın derecesini tayin eder. Uyum ne kadar iyi ise hormon reseptör bağlanması ve dolayısıyla hormonun etki oluşturması o oranda güçlü olacaktır. Hormonun reseptörüne bağlandıktan sonra uyarı iletimi iki şekilde olabilir. Polipeptid ve protein yapılı hormonlar ile katekolaminler hücre zarında yerleşmiş reseptörlere bağlanırlar. Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere iletilir. Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi), tiroid hormonları ve diğer bazı hormonlar ise hücre içi reseptörlere bağlanarak etki gösterirler.


Hormonlar Birbiriyle Etkileşir Mi?

Hormonlar birbirleriyle etkileşim içindedir. Vücudun dengesi bu etkileşim sayesinde sağlanır. Günlük yaşamımızda biz yerken, istirahat ederken ve çalışırken bazı hormonlar artarken diğerleri azalır. Bir hormonun kandaki seviyesi vücudun durumuna göre değişiklik gösterir.


Hormonlar Nasıl Ölçülür?

Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz.


Hormonlar ve Bağışıklık Sistemi

Hormonlar bağışıklık sistemi (immün sistem) üzerinde de etkilidir. Özellikle kortizon ve seks hormonları bağışıklık sistemine etki ederler. Bazı bağışıklık sistemi hücreleri ACTH, prolaktin gibi hormonlar üretebilir. Bağışıklık sisteminin ürettiği bazı maddeler de hormon salınımını etkiler. Otoimmün hastalıklar dediğimiz bir hastalık grubu bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu ortaya çıkar ve salgı bezlerini tahrip eder ve hormon hastalıkları oluşur. Bunlara örnek Tip 1 şeker hastalığı, Hashimoto hastalığı, Graves hastalığı (tiroid bezi aşırı çalışması) ve Addison (böbreküstü bezi yetersizliği) hastalığıdır.


Hormonlar ve Sinir Sistemi

Sinir hücreleri arasındaki iletişimi nörotransmitter denen hormon yapısındaki maddeler sağlar. Bu nörotransmitter denen hormonlar adrenalin, noradrenalin gibi etkileri vardır. Beyindeki sinir hücreleri de hormon salgılar. Örneğin hipotalamusdan salgılanan TRH hormonu beynin diğer kısımlarında da salgılanır. Bu nedenle sinir sistemi de hormon salgılamaktadır. Bazı psikiatrik hastalıklarda beyinde salgılanan hormonlarda bozukluk vardır.

Hormon Hastalıkları Oluş Mekanizması

Hormon hastalıkları temelde 3 mekanizmayla meydana gelir
1. Hormon yapım fazlalığı
2. Hormon yapım azlığı
3. Hormon direnci durumları
Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bunun nedeni sıklıkla bezlerde oluşan adenom adını verdiğimiz tümör dokuları, bağışıklık sistem boızuklukları ve iltihabi nedenlerle oluşur
Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur.
Hormon direnci ise hormonun hücrede etki edememesidir.


Hormonların Ritmik Salınımı ve Vücut Saati

Vücuttaki hormonların salgılanması uyku-uyanma olayından etkilendiği gibi suprakiasmatik nukleus denen bir çekirdekten de etkilenir. Vücut farklı hormonlara farklı zamanlarda ihtiyaç duyar. Bunun ayarlanması hipotalamusta bulunan suprakiasmatik nukleus tarafından sağlanır. Bu saat vücuda sinyaller göndererek hormonların üretimini sağlar.

 
 
 
HİPOFİZ YETMEZLİĞİ (HİPOPİTUİTARİZM)

HİPOFİZ BEZİNİN AZ ÇALIŞMASI (HİPOPİTUİTARİZM)

Hipofiz bezinin hasar görmesi sonucu hormonlarını salgılayamamasına hipofiz yetmezliği veya tıp dilindeki adıyla ‘’hipopituitarizm’’ denir. Hipofiz yetmezliği hipofiz bezinin hasar görmesi nedeniyle olabildiği gibi hipotalamustan salgılanan hormonların azlığı veya yokluğu sonucu da olabilir.

Hipofiz yetmezliği olunca hipofizden salgılanan hormonlar az salgılanacağı için diğer salgı bezlerinde de yetmezlik gelişir. Örneğin TSH az salgılandığı için tiroid bezi iyi çalışamaz ve tiroid hormon azlığı (hipotiroidi) oluşur. ACTH az salgılandığı için adrenal bez yetmezliği yani kortizol hormon yetmezliği oluşur. FSH ve LH az salgılanırsa yumurtalık veya testis iyi çalışamaz.

Hipofiz Yetmezliğinin Nedenleri:

1) Hipofiz bezindeki tümörler ve kraniofarinjioma isimli tümör: Hipofizdeki tümörlere adenom denir. Bunlar 1 cm den büyük ise hipofiz hormonlarında eksiklik başlar. Kraniofarinjioma tümörü de hipofiz yetmezliği yapar.
2) Doğum sırasında aşırı kanamaya bağlı hipofiz bezinin harap olması (Sheehan sendromu): doğum sonrası süt gelmez, adetler başlamaz, kıllar dökülür.
3) Sarkoidoz, hemokromatoz gibi hastalıkların hipofiz bezini tutması
4) Kafa travması geçirenlerde
5) Hipofize yönelik radyoterapi (ışın tedavisi) görenlerde 2 yıl sonra hipofiz yetmezliği gelişir.
6) Hipofiz ameliyatlarından sonra gelişebilir.

Hipofiz Yetmezliğinde Belirti ve bulgular:

Hipopituitarizmde klinik değişiklikler başlıca 2 farklı sebebe bağlıdır;
1. Hipofizde tümör varsa ona bağlıbaş ağrısı, görme alanı bozulması oluşur.
2. Hipofiz hormonu azlığına bağlı salgı bezi yetmezliğine bağlı şikayetler: İlerleyen hipopituitarizmde öncelikle büyüme hormonu ve FSH, LH eksilirken son dönemde TSH, ACTH ve ADH’da eksilme görülür. Ancak bu sırada değişiklik de olabilir. Yetişkinlerde büyüme hormonu eksikliğinin belirtileri silik olduğu için ilk belirtiler FSH ve LH hormon eksikliğine yani testis veya yumurtalık yetmezliğine ait olur.

FSH ve LH Eksikliği Belirtileri:

Menopoza girmemiş bir kadında FSH, LH eksilirse adet bozukluğu en erken bulgudur. Adet sıklığında azalma veya tamamen yok olması ve memeden süt gelmesi oluşabilir. Doğumdaki aşırı kanamadan dolayı hipofiz yetmezliği varsa prolaktin hormonu olmayacağı için süt olmaz. Ergenlik döneminde başlarsa koltuk altı ve seks organı civarında kıllanma olmaz. Penis ve testis gelişimi olmaz.

Erkeklerde libido azalması, ereksiyon bozukluğu ve sperm azlığı oluşur. Sakal tıraşı sıklığında azalma, yorgunluk, kas erimesi, bazen meme büyümesi, koku alma bozukluğu gelişebilir. Adolesan dönemde ergenliğe girmede gecikme ve ses incedir.

Büyüme hormon eksikliği

Çocuklarda doğumsal olarak sadece büyüme hormonu eksikliği daha fazla görülürken yetişkinlerde sıklıkla diğer hipofiz hormonlarında eksiklikle birlikte olur. Yetişkinlerde büyüme hormon eksikliğinde karında yağ toplanması, kas kitlesinde azalma, güçsüzlük, egzersiz kapasitesinde azalma, enerji azlığı, kendini kötü hissetme, depresyon, sosyal izolasyon görülür. Cilt ince ve kurudur Hem büyüme hormonu eksikliğine hem de seks hormon azlığına bağlı olarak yüzde ince kırışıklıklar olabilir. Çocukların boyları akranlarına göre kısadır.

TSH eksikliği
TSH eksikliğine bağlı tiroid yetmezliği (hipotiroidi) belirtileri yani soğuktan hoşlanmama, kabızlık, halsizlik, iştah azalması, kilo alma, ses kalınlaşması, depressif değişiklikler vardır. TSH eksikliğinde guatr görülmez.

ACTH eksikliği
ACTH eksikliğine bağlı olarak adrenal bez az çalıştığından, yani kortizol hormonu kanda az olduğu için halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, şeker düşüklüğü görülür. Bu hastalarda eğilip kalkmakla tansiyon düşmesi (hipotansiyon), nabız sayısında azalma (bradikardi) ve kas gücünde azalma vardır. Hastalarda bu şikayetler stresli bir durumda artar.

Prolaktin eksikliği:
Prolaktin eksikliğine bağlı tek belirti aşırı kanamalı doğum sonrası hipofiz bezi harap olan kadınlarda süt gelmemesidir.

ADH Hormon eksikliği:
Kafa travması veya beyin ameliyatları veya hipofiz ameliyatları sonrası geçici olarak ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda kalıcıdır. ADH eksikliğinde hastalarda ağız kuruluğu, çok su içme, çok idrara çıkma oluşur.

Laboratuvar Bulguları:
Kansızlık (anemi), kan şekeri düşüklüğü, kanda sodyum düşüklüğü vardır. Kan yağları yükselir. Kemik erimesi sıktır.

Teşhis:
Tiroid hormonları, seks hormonları ve kortizol hormonları bir hastada düşükse hipofiz yetmezliği akla gelir.
Kesin teşhis için bazı testler yapılması gerekir.

Tedavi:
Eksik olan hormonlar yerine konur. Yani hangi hormon eksikse o hormon ilacı verilir. ACTH eksikliğinde kortizon ilaçları (hidrokortizon 20-30 mg/gün veya prednizolon 5-7,5 mg/gün veya metilprednizolon 4-6 mg/gün) hasta tarafından kullanılır. Operasyon, travma, enfeksiyon durumlarında bu doz 2-3 kat arttırılır.

TSH eksikliğinde levotiroksin ilacı kullanılır. Tedaviye cevap TSH ile değil klinik olarak ve serum tiroksin düzeyine göre yapılır.

FSH, LH eksikliği içinkadınlarda östrojen tedavisi yapılır. Yeterli östrojen tedavisi ile seks karakterleri oluşur ve kemik erimesi önlenir. Yine bu sayede kendini iyi hissetme sağlanır. Her adetin 12-25. günlerinde progesteron bileşikleri (medroksiprogesteron asetat 5-10 mg) eklenir. Östrojen tedavisi 50 yaşa kadar devam edilmelidir.

Erkeklerde libido ve ereksiyonun sağlanması, yeterli sakal gelişimi, kas gücünün sağlanması, osteoporozun önlenmesi ve tedavisi için 200-300 mg/3 haftada bir testosteron ilacı kas içine yapılır. Cilde yapıştırılan testosteron ilaçları da vardır. Çocuk isteyen hastalarda FSH, LH ilaçları kullanılır.

Büyüme hormonu eksikliğindeçocuklarda büyüme hormonu kullanılır. Son yıllarda aterosklerozu (damar sertliğini) azaltıcı ve vücut yağ dağılımını düzeltici etkileri nedeniyle büyüme hormonu eksikliği olan yetişkin hastalarda da büyüme hormonu tedavisi yapılmaktadır.



 
 
KILLANMA VE TEDAVİSİ

KILLANMA VE TEDAVİSİ

Kıllanma veya tıptaki adıyla hirsutizm kadınlarda siyah kılların olmaması gereken yerlerde (bıyık, çene bölgesi, göğüs ve karın gibi) büyümesi ve artmasıdır. Genel olarak üreme çağındaki kadınların yaklaşık % 5-8 kadarında tüylenme vardır.

Kıllanma genellikle bir hormon bozukluğundan olur ve çoğunlukla da testosteron gibi erkeklik hormonları artışına bağlıdır.. Ancak bu hastaların önemli bir kısmında da kandaki hormon düzeyleri normal çıkabilir.

Kıllanmanın en önemli nedeni kadınlarda kılların kandaki testosteron denen erkeklik hormonuna karşı hassasiyetinin artmasından ileri gelir. Bu hormonlar yani kılları artıran hormonlar (testosteron) kadınlarda ya yumurtalıktan ya da böbreküstü bezinden gelir. Eğer kıllanma hızlı bir şekilde gelişir ve ilerlerse nedenini mutlaka araştırmak gerekir. Çoğu hastada altta ciddi bir neden olmayabilir.

Kıllanmada Tanı

Kıllanması olan kadınların çoğunda ya hiç hormon artışı yoktur ki buna tıpta ‘’idiopatik hirsütizm’’ denir ya da polikistik over sendromundan kaynaklanır. Nadir olarak prolaktin hormonunun fazla olması, adrenal (böbreküstü) bezin fazla çalışması ve kullanılan bazı ilaçlar tüylenme yapabilir. Bazen yumurtalık ve adrenal bezdeki bir tümör de aşırı tüylenme yapabilir.

Tümör olan hastalarda kıllanma ani başlar, hızla artar, saçlar dökülür, ses kalınlaşır ve erkek tipi bir yapı oluşur. DHEAS aşırı yükselir. Teşhis için over ve adrenal bez tomografi yapılır.

Hirsutizmin tanısında testosteron, androstenedion, DHEAS, 17 alfa hidroksi progesteron ve prolaktin hormonlarına bakılmalıdır. Tüylenmesi olan kadınların kan testosteronu yüksekse bunların % 65-85 kadarında polikistik over vardır. Adrenal bezlerin büyümesi varsa 17 hidroksi progesteron (OHP) düzeyi yüksek çıkar. ACTH iğnesi (Synacten) sonrası 17-OHP konsantrasyonu >30 nmol/L olması 21-hidroksilaz enzim eksikliği için tanı kriteri olarak kabul edilmektedir. İdiopatik hirsutizminin nedeni bilinmemektedir. Kıl köklerinde kandaki testosterona karşı bir hassasiyet artması vardır. Polikistik over sendromu olan kadınlarda tüylenme yanında saçlarda dökülme, akne, adet düzensizlikleri olabilir. Bu kadınlarda kilo alma ve şeker hastalığı riski vardır.


Tedavi

Tedavi altta yatan nedene yönelik olur. Tedavide kozmetik uygulamalar ve ilaç tedavisi aynı anda veya farklı zamanlarda gerekebilir. Genellikle her iki yaklaşımdan da yararlanılmalıdır. Kıl uzaklaştırıcı etkin uygulamalara rağmen henüz ideal bir tedavi metodu mevcut değildir. Traş önerilmez. Ağda yapılabilir. En iyisi laser epilasyon yapılmasıdır. Bu yöntemlerin ilaç tedavisi ile birlikte yapılması daha yararlı bir yaklaşımdır.

Hirsütizm tedavisi sabır gerektirir. Çünkü kıl folliküllerinin yaşam süresi 6 aydır. Bu nedenle ilaç tedavileri ile etkinin görülebilmesi için en az 3-6 ay alınması gerekir. Hirsutizm genellikle ilaç tedavisiyle 6-18 ay boyunca azalır ve daha sonra yeni bir durgunluk içine girer. Tedavinin etkinliğini gösteren en önemli faktör hastanın kıl almak için ihtiyaç duyduğu sürenin kısalmasıdır.

İlaç olarak oral kontraseptifler, spironolakton, siproteron asetat, finasterid ve flutamid en sık kullanılanlardır. Polikistik over varsa metformin ilacı faydalı olabilir.
Tüylenmesi olan bayanlar kilolu ise mutlaka kilo vermelidir. Kiloluluk tüylenmeyi artırmaktadır.

KILLANMA YAPAN ÖNEMLİ BİR HASTALIK: POLİKİSTİK OVER SENDROMU

Polikistik over sendromu yumurtalıkta kistlerin olması ile karakterize bir hastalıktır. Kadınların yaklaşık % 5-10’unda bulunur. Bu kadınların çoğu kilolu veya obezdir ancak % 25’i zayıftır. Ailesel özellik gösterebilir yani genetik bir hastalıktır. Ailesinde insülin direnci veya tip 2 diyabeti olanlarda daha fazla görülür. Kiloluluk polikistik overin daha şiddetli olmasına neden olur. Bu hastalarda şu belirti ve bulgular vardır:
Adetlerde düzensizlik: adetler kesilebilir veya düzensizdir, yumurtlama olmaz.
Gebe kalmada sıkıntı olabilir
Kilo alma olabilir
Akne vardır
Yüzde ve vücutta kıllanma olur
Saçlarda dökülme olur
Depresyon ve anksiyete olabilir
Uyku apnesi gelişebilir.

Bu şikayetler ergenlik zamanı başlayabilir. Bazı kadınlarda erişkin yaşlara kadar hiç şikayet olmayabilir. Şikayetler de kadından kadına değişir.
Polikistik over sendromunun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bir hormon dengesizliği mevcuttur. Hipofizden LH hormon salgılanmasının fazlalığı ve yumutalıktan salgılanan androjen hormon fazlalığı yumurtalık fonksiyonlarını bozar. İnsülin hormonu fazladır ve direnç vardır. Ayrıca androjen dediğimiz testosteron tipi hormonlar artmıştır.
Polikistik over sendromlu bazı kadınlar kilolu olmayabilir.

Teşhis için yumurtalık ultrasonu ve hormon tetkikleri yapılır. Ancak % 30 kadarında yumurtalıklarda kist olmayabilir. Bu kadınlarda açlık ve tokluk kan şekeri, kan kolesterol düzeyleri ve kalp muayenesi yapılmalıdır.

Tedavide doğum kontrol hapları, insülinin etkisini artıran ilaçlar (metformin, pioglitozon gibi) uygulanabilir. Kilo fazlalığı varsa uygun diyet ve egzersiz yapılmalıdır.



 POLİKİSTİK OVER NEDİR?

POLİKİSTİK OVER NEDİR?

Her 10-15 kadından birinde polikistik over vardır. Yumurtalıklarda birçok kist bulunur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte insülin direnci önemli rol oynar. Mutlaka bir ENDOKRİN UZMANINA başvurmak gerekir.

Polikistik over sendromu yumurtalıkta kistlerin olması ile karakterize bir hastalıktır. Kadınların yaklaşık % 5-10’unda bulunur. Bu kadınların çoğu kilolu veya obezdir ancak % 25’i zayıftır. Ailesel özellik gösterebilir yani genetik bir hastalıktır. Ailesinde insülin direnci veya tip 2 diyabeti olanlarda daha fazla görülür. Kiloluluk polikistik overin daha şiddetli olmasına neden olur. Bu hastalarda şu belirti ve bulgular vardır:
Adetlerde düzensizlik: adetler kesilebilir veya düzensizdir, yumurtlama olmaz.
Gebe kalmada sıkıntı olabilir
Kilo alma olabilir
Akne vardır
Yüzde ve vücutta kıllanma olur
Saçlarda dökülme olur
Depresyon ve anksiyete olabilir
Uyku apnesi gelişebilir.

Bu şikayetler ergenlik zamanı başlayabilir. Bazı kadınlarda erişkin yaşlara kadar hiç şikayet olmayabilir. Şikayetler de kadından kadına değişir.
Polikistik over sendromunun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bir hormon dengesizliği mevcuttur. Hipofizden LH hormon salgılanmasının fazlalığı ve yumutalıktan salgılanan androjen hormon fazlalığı yumurtalık fonksiyonlarını bozar. İnsülin hormonu fazladır ve direnç vardır. Ayrıca androjen dediğimiz testosteron tipi hormonlar artmıştır.
Polikistik over sendromlu bazı kadınlar kilolu olmayabilir.

Teşhis için yumurtalık ultrasonu ve hormon tetkikleri yapılır. Ancak % 30 kadarında yumurtalıklarda kist olmayabilir. Bu kadınlarda açlık ve tokluk kan şekeri, kan kolesterol düzeyleri ve kalp muayenesi yapılmalıdır.
Tedavide doğum kontrol hapları, insülinin etkisini artıran ilaçlar (metformin, pioglitozon gibi) uygulanabilir. Kilo fazlalığı varsa uygun diyet ve egzersiz yapılmalıdır.

POLİKİSTİK OVER VE BESLENME


Gİ diyetinin uygulanmasında 3 önemli adım vardır:
  • Akılcı karbonhidrat seçimi yapmak, yani yüksek Gİyerine düşük Gİli karbonhidratları yemek
  • Gıdaların yaklaşık olarak Gİdeğerlerini öğrenmek
  • Günlük karbonhidrat miktarını fazla artırmamak, düşük Gİ’li de olsa fazla karbonhidrat almamak.
Bir diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir olmasına bağlıdır. Bir süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlamı yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları parçalayan enzimleri aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem taşımaktadır.
Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.
GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli olan kaliteli karbonhidrat yemektir.

Başlangıç Nasıl Olmalı?
Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine yoğurt, meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır. Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal edebilir. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Bunda doymuş yağlar çoktur. Yani amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Yüksek ve düşük GI’li gıdalar karışık yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.
Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam buğday ekmeği, veya üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin. Kahvaltı gevreği yerine müsli yiyin. Kek veya pasta yerine yoğurt yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates yiyin.Cips yerine tane üzüm veya çilek yiyin. Kruvasan yerine yağsız sütten yapılmış kapuçino için. Kraker yerine dilimlenmiş havuç, biber yiyin. Şeker yerine kuru üzüm, kuru kayısı, kuru meyve yiyin. Pirinç yerine bulgur,makarna, erişte yiyin.Gazoz ve kola yerine su için. Şeker yerine elma suyu, bal veya fruktoz kullanın
Patates püresi, beyaz ekmek ve beyaz pirinç, kan şekerini, kesme şekerden daha fazla yükseltme gücüne sahiptir. Bu nedenle şeker yükü az olan tam tahıldan yapılmış besinleri yemek daha faydalıdır. Böylelikle hem kan şekeri yükselmez hem başka faydalar sağlanır.
Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.

Kilo vermek için önemli beslenme önerileri:

1.Sebze ve meyve yemeğe fazla önem verin
2. Yağ miktarını azaltın.
3. Her yemekte en azından bir düşük GI’li gıda yiyin.
4. Öğün atlamayın, 3 ana öğün 3 ara öğün şeklinde beslenin
5. Yemek sonrası tatlı yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği yiyin
7.Trigliserit yüksek değilse düzenli olarak ceviz, badem veya fındık yiyin
8. Kırmızı eti az beyaz eti çok yiyin
9. Süt ürünlerini yağsız olarak yiyin
10.Yağ olarak sadece zeytinyağı yiyiniz



 
 
 
PARATIROID NEDIR?

Paratiroid bezleri tiroid bezinin arkasında ve yapışık olarak bulunur ve 4 adettir. İki tanesi yukarıda iki tanesi aşağıdadır. Bir paratiroid bezinin ağırlığı en fazla 70 mg kadardır ve boyutu 6x5x2 mm kadar, yani oldukça küçüktür.
Paratiroid bezinden paratiroid hormonu salgılanır. Paratiroid hormonu kandaki kalsiyum düzeyine göre salgılanır. Kanda kalsiyum düşük ise paratiroid hormonu salgılanır ve bu hormon böbrek ve kemiklere direkt olarak etki ederek ve bağırsaklara dolaylı yoldan etki ederek kan kalsiyumunu yükseltir. Kanda kalsiyum yüksek ise paratiroid hormonu az salgılanır.

Kanda kalsiyum ayarlanmasında böbreğin de önemli rolü vardır. Paratiroid hormonu böbrekte D vitamininin aktif hale gelmesine (1, 25 (OH)2D3) katkıda bulunur. Böbrekten süzülen kalsiyumun geri alınmasında paratiroid hormonunun etkisi vardır.
Paratiroid hormonu kemiklere etki ederek kemiklerden kalsiyum ve fosforun ayrılmasını sağlar. Paratiroid hormonu ayrıca D vitamini yoluyla barsaklardan kalsiyum emilimini de artırır. Paratiroid hormonu böbreklerden kalsiyum emilimini artırırken idrarla fosfat atılımını artırır.

Kalsiyumun vücutta, yani kanda, bir dengede tutulmasında iskelet, bağırsaklar, böbrek, paratiroid hormonu ve D vitamininin önemli rolü vardır. Normal erişkin bir kişide diyetle alınan günlük kalsiyum miktarı 1000 mg kadardır. Böbreklerden her gün 10 gram kalsiyum geçer ve bunun 100- 300 mg kadarı idrarla atılır. Kalsiyum esas olarak iskelet kemiklerinde depo edilir ve iskeletimizde yaklaşık 1000 gram kalsiyum bulunur.

PARATIROID HORMON YUKSEKLIGI

Paratiroid hormonun (PTH) bir veya daha fazla paratiroid bezinden aşırı salgılanmasıyla paratiroid hormon fazlalığı oluşur ve buna tıp dilinde ‘’primer hiperparatiroidi’’ denir. Kanda kalsiyum yüksekliğinin en önemli nedeni paratiroid hormon fazlalığıdır.
Her yaşta görülürse de, 50 yaş üzerinde daha çok görülür. Kadınlarda menopoz döneminde biraz daha fazla görülmektedir (3/1 oranında).
Paratiroid hormonunun fazla salgılanmasının en sık nedeni (% 85) paratiroid bezlerinden birinde bir tümör oluşmasıdır ve buna tıp dilinde ‘’adenom’’ denir. Bazan paratiroid bezlerinin büyümesi (% 12-15) veya çok nadir olarak paratiroid bezi kanseri ( % 1-2) paratiroid hormon fazlalığına neden olabilir.

Klinik Bulgular
Günümüzde teşhis gelişen laboratuar teknikleri sayesinde yaklaşık % 50 hastada hiç bir şikayet yok iken rastlantısal olarak konabilmektedir. Şikayeti olan hastalarda ise
Yorgunluk
Eklem ağrıları
Halsizlik
İştah kaybı
Hafif depresyon
Konsantre olamama görülebilir.

Böbrekte taş oluşmasının önemli bir nedeni paratiroid hormon yüksekliğidir. Böbrek taşları bu hastaların % 20-25’inde görülür. İdrarla kalsiyum atılımı artar yani günde idrarla atılan kalsiyum miktarı 300 mg’dan fazladır.

Paratiroid hormon fazlalığında kemik kistleri ve kahverengi (Brown) tümörler seyrek olarak (%1) görülmektedir. Kemiklerde gelişen kalsiyum azlığına bağlı olarak ön kol, kalça ve omurgada kemik kırıklarının sıklığında artış olur. Hafif kemik erimesi (osteopeni) en sık görülen kemik bulgusudur (%30).
Bu hastalarda ayrıca eklem ağrıları, gözde konjunktivada kalsiyum birikmesi, keratopati ve tansiyon yükselmesi (% 30-50 hastada) görülebilir.
Kanda kalsiyumun yüksek olması nedeniyle de bu hastalarda şu şikayetler olabilir:

İştah kaybı
Bulantı
Kabızlık
Aşırı susama
Sık idrara gitme

Bu hastalarda kalsiyum yüksekliğine bağlı olarak böbrek fonksiyonlarında bozulma, romatizmal şikayetler, kanda fosfor düşüklüğü, kanda mağnezyumda hafif artış olabilir.

Tanı
Teşhis için kanda kalsiyum ve paratiroid hormon düzeylerine bakılır. Primer hiperparatiroidide hem paratiroid hormonu hem de kan kalsiyumu kanda yüksek olarak bulunur.
Paratiroid hormon yüksekliğinin tipik bulgusu serum kalsiyumunun yüksek olmasıdır. Vitamin D eksikliğine bağlı osteomalasi hastalığı (kemik hastalığı) varlığında kalsiyum yükselmesi olmayabilir. Bu hastalara D vitamini verildiğinde kan kalsiyumu artar.
Bazen kan kalsiyumu yükselmeden sadece paratiroid hormon yüksekliği görülebilir.
Paratiroid bezi ultrasonografisi ile % 80’e varan oranda büyümüş paratiroid bezi tespit edilebilir. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemede de benzer oranlar verilmektedir.
99mTc-sestamibi ile yapılan paratiroid sintigrafisinin duyarlılığı % 50-80 olup, özellikle gögüs kemiği arakasına yerleşimli paratiroid dokusu tespitinde çok yararlı bir yöntemdir. Sintigrafik veri, ultrasonografi ile birlikte değerlendirildiğinde tanı doğruluğu daha güvenilir olmaktadır.

Tedavi
Orta dereceli kalsiyum yüksekliği böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olurken, ciddi kalsiyum yüksekliği hayatı tehdit eden bir durumdur.
Ancak birçok hastada herhangi bir şikayet yoktur ve kan kalsiyum düzeyi 11,5 mg/dl’den daha azdır.
Ameliyat yapılmayan hastalarda (bunlarda şikayet yok ve kan kalsiyumu hafif yüksektir) kan kalsiyumu 6 ayda bir ölçülür ve böbrek fonksiyonları değerlendirilir. Bu hastalarda ayrıca yılda bir kemik dansitesi ölçülür.
Bu hastalara lityum ilacı ve tiazid diüretik ilaçları almamaları önerilir. Bu ilaçlar kan kalsiyumunu artırır. Ayrıca çok su içmeleri (günde en az 6-8 bardak su), hareketli olmaları, kalsiyumdan yüksek diyet yapmamaları önerilir. Kalsiyum günde 1000 mg alınmalı ve vitamin D günde 400-600 IU alınmalıdır.
İlaç tedavisi olarak normal kalsiyumlu diyet alırken, bol sıvı alınmalı ve hareket artırılmalıdır. İlaç olarak kemik erimesi olanlarda bifosfonat denilen ilaçlar verilebildiği gibi kalsimimetik denen ilaçlar da verilebilir. Ancak bunların hiçbirisi henüz paratiroid ameliyatının yerini almış değildir ve kan kalsiyumunu normale getirmez.

Şikayeti olan hastalarda paratiroid bezi ameliyatı yapılır.
Şikayeti olmayan hastalarda aşağıdaki durumlar varsa ameliyat yapmak gerekebilir :
1.Kan kalsiyum değeri normal laboratuar üst sınırından 1mg/dl (0,25 mmol/L) fazla ise
2.Yirmidört saatlik idrar kalsiyum atılımı 400 mg/gün ‘den fazla ise
3.Kreatinin klirensinin, uygun yaş ve cins normal değerine göre, % 30 ve üzerinde azalması
4.Kemik yoğunluğunun önkol (Ulna) 1/3 distal ucu, omurga veya kalça, kemik mineral yoğunluğu ölçümlerinde t skoru’nun -2,5 SD’den fazla olması
5.Hastanın 50 yaşından küçük olması
6.Tıbbi olarak takip edilemeyecek hastalar

Ameliyatta boyun açılarak dört bez de görülür, adenom (tümör) varsa çıkartılır. Hiperplazi (bezde büyüme) varsa üç bez tamamen, dördüncü bezin de yarısı çıkartılır. Ancak bu prosedürde nüks riski yüksektir, bu nedenle kalan yarım paratiroid dokusu kolay müdahale edilebilir olması nedeniyle önkola, kas içine implante edilir.

KAYNAK:
1. http://www.endokrin.org
2. http://www.guatrcenter.com
 
 
 
HİPOFİZ NEDİR?

Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer olarak her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında bulunan kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir. Ağırlığı ortalama 600 mg kadar olup kuru fasulye gibi oval, simetrik, kırmızı-kahverengi renktedir. Kadınlarda erkeklerden biraz daha büyüktür.

Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön Hipofiz’’ veya tıp dilinde adenohipofiz denir. Arka kısmına ‘’arka hipofiz’’ veya tıp dilinde posterior hipofiz denir. Ön bölüm hipofizin %75-80’nini oluşturur.

Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.
Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:
1.FSH (Follikül stimüle edici hormon)
2.LH (lüteinize edici hormon)
3.Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
4.Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
5.ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
6.TSH (tiroid stimüle edici hormon)
Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:
1.ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
2.Oksitosin


Hipotalamus-Hipofiz-Salgı Bezi Aksı

Yukarıda anlatıldığı şekilde hormonların salınımı için önce hipotalamustan bazı hormonlar salgılanmakta bunlar hipofize gelerek bu defa hipofizden diğer hormonları salgılatmaktadır. İkinci adımda ise hipofizden salgılanan hormonlar vücuttaki salgı bezlerine giderek o bezlerden bazı hormonların salgılanmasını sağlamaktadır. İşte hipotalamus-hipofiz-salgı bezi ekseni dediğimiz bu yol sayesinde hormonlar gün içinde salgılanmaktadır. Hangi hormonunun hangi hormonu salgılattığını aşağıdaki tabloda şöyle özetleyebiliriz:



HIPOFIZ TUMÖRLERI

Hipofiz bezi beyinde her iki gozun arka tarafinda ufak bir bezdir. Bu bezde bazen tumorler olusur. En fazla gözuken prolaktinom denen prolaktin salgilayan tumordur. Ayrica buyume hormonu, TSH salgılayan tumorlerde bulunur.

PROLAKTİN HORMON FAZLALIĞI (HİPERPROLAKTİNEMİ) YAPAN PROLAKTİNOMA

Hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonunun aşırı salgılanması durumuna tıp dilinde ‘’hiperprolaktinemi’’ denir.

Prolaktin yüksekliği her zaman hastalık nedeniyle olmaz. Gebelik, stres, aşırı proteinli beslenme, meme başının uyarılması ve egzersiz de prolaktin düzeyini artırabilir.
Kullanılan bazı ilaçlar da prolaktin düzeyini artırabilir. Özellikle depresyon ilaçları, psikiyatrik hastalık tedavisinde kullanılan ilaçlar, içinde verapamil olan tansiyon ilacı gibi ilaçlar, östrojen ilaçları veya doğum kontrol hapları prolaktin düzeyinde artış yapabilir.
Hastalık nedeniyle prolaktin yükselmesi ise şu durumlarda görülür:
1)Hipofiz bezinde tümör olması: Eğer bu tümör prolaktin salgılıyorsa buna ‘’prolaktinoma’’ adı verilir. Diğer hipofiz tümörlerinde de prolaktin kanda artabilir.
2)Hipofizin travmaya uğraması
3)Hipofiz bezindeki sarkoidoz veya tüberküloz gibi hastalıklar
4)Hipofizin radyasyona (ışın tedavisine) maruz kalması
5)Tiroid bezi yetmezliği varsa prolaktin yükselir
6)Kronik böbrek yetmezliği ve siroz hastalığında da prolaktin yükselir
7)Bazen polikistik over sendromlu kadınlarda da hafif derecede prolaktin yüksekliği olabilir.

Makroprolaktin Nedir?

Bazen prolaktin molekül yapısı bozuk olabilir. Bu durum varken yapılan ölçümlerde prolaktin yüksek çıkar. Aslında bu yükseklik molekülün bozuk olmasından kaynaklanır. Bir hastalık değildir. Bu nedenle prolaktin düzeyi yüksek olan hastalarda makroprolaktin (diğer adı big prolaktin) bakılmasında bu nedenle fayda vardır. Prolaktini yüksek hastaların yaklaşık % 20’sinde makroprolaktin vardır.

Prolaktinoma ve Prolaktin Yüksekliğinin Neden Olduğu Şikayet ve Bulgular

Hipofiz bezinde bulunan ve prolaktin salgılayan kanser olmayan tümörlere ‘’prolaktinoma’’ denir. Bunların çoğu iyi huylu tümörlerdir ve ilaç tedavisine cevap verir.
Prolaktinoması olan hastalarda prolaktin hormon yüksekliğine bağlı olarak kadın hastaların % 30-80’ninde memeden süt gelmesi (tıp dilinde buna ‘’galaktore’’ denir), adetlerde azalma veya olmaması, çocuk olmaması, libido (cinsel istek) azalması, vajinal kuruluk, sıcak basması, ağrılı cinsel ilişki, tüylenme ve kilo artışı oluşur. Bu şikayetlerin çoğu yüksek prolaktin nedeniyle yumurtalıktan östrojen az salgılanmasına bağlıdır. Erkek hastalarda ise testosteron azalması, empotans, vücut kıllarında azalma, testislerde yumuşama, sperm sayısında azalma ve memelerde büyüme (tıp dilinde ‘’jinekomasti ‘’ denir) görülebilir. Bazı erkeklerde enerji azalması, kas kitlesinde azalma ve kan sayımında azalma olur. Hipofizdeki tümörlerin % 30-40’nı prolaktinoma oluşturur ve kadınlarda daha sık görülür. Hastalarda kemik erimesi de görülebilir.

Hipofizdeki tümörün çapı önemlidir. Çapı 1 cm den büyük ise buna tıp dilinde ‘’makroadenom’’ denir ve prolaktinomaların çoğu mikroadenomdur. Bu tümörler göz sinirine bası yapabilir. Bu nedenle önem taşır. Çapı 1 cm’den küçük ise bu tümörlerte ‘’mikroadenom’’ denir. Özellikle kadınlarda tanı konulduğunda prolaktinomaların büyük çoğunluğu mikroadenom halindedir yani çapı küçüktür. Erkeklerde ise tanı konulduğunda prolaktinomalar genellikle makroadenomlar halinde yani çapı 1 cm’den büyüktür ve göz sinirine baskı yapabilir.

Çapı büyük olan tümörlerde baş ağrısı vakaların %50’sinde görülebilirken, tümörün etkisiyle diğer hipofiz hormonlarında oluşabilecek eksikliklere bağlı şikayetler olabilir.
Uzun süre tedavi edilmemiş prolaktin yüksekliğinde FSH ve LH hormonları az salgılanacağından ve prolaktinin etkisiyle kemik erimesi olabilir.

Prolaktini hafif yüksek kadınlarda yumurtlamada bozulma ve çocuk olmasında zorluk olabilir.

Teşhis:

Teşhis için kanda prolaktin düzeyi ölçülür. Hafif yükseklik varsa tetkik tekrarlanabilir. İlaç kullanımı özellikle araştırılmalıdır. Prolaktin düzeyinde yükseklik varsa bunun tiroid yetmezliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için tiroid hormonlarına bakılır. Kanda üre, kreatinin, karaciğer testleri yapılabilir. Kadınlarda gebelik testi de yapılmalıdır. Hipofizde tümör olup olmadığını anlamak için hipofiz MR tetkiki, yoksa tomografi yapılabilir. Hipofizde tümör varsa hipofizin diğer hormonları incelenebilir. Büyük tümör varsa görme alanı yapılır.

Tedavi

Prolaktin yüksekliği olan hastalarda ilaç tedavisi yapılır. Doktorunuz size uygun ilacı verecektir. Bu ilaçlar, içinde cabergolin veya bromokriptin olan ilaçlardır. Bu ilaçlarınen sık rastlanan yan etkileri; bulantı, tansiyon düşmesi, halsizlik, nadiren depresyon ve kabızlıktır. İlacın dozunu yavaş artırarak ve gece yatarken alarak yan etkiler azaltılır.
İlaç tedavisiyle hem prolaktin normale gelir hem de tümör küçülür.

En az 2 yıllık tedavi sonrasında, tümör boyutlarında en az %50’ lik küçülme sağlandığında mikroadenomu olan hastalarda cabergoline ya da bromokriptin dozu yavaşça azaltılarak hasta değerlendirilir.

Tümör büyükse tedavi kesilmez.
Gebelik isteyenlerde bromokriptin ilacı tercih edilmektedir.
Gebelik sırasında mikroadenomun büyüme riski % 1 civarındadır. Şikayet olmadıkça bu hastalarda görme alanı ya da prolaktin düzeyi takibine gerek yoktur. Yine laktasyon (emzirme) döneminde tedaviye ara verilmelidir. Makroadenomu olan ve gebe kalan hastalarda ise tümör büyükse görme alanı ile takip edilir.
İlaç tedavisini tolere edemeyen, tedaviye dirençli ya da gittikçe büyüyen makroadenomu olanlarda cerrahi tedavi (ameliyat) düşünülmelidir.

B) BÜYÜME HORMONU AŞIRI SALGILAYAN TUMOR (AKROMEGALİ)

Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ancak yavaş gelişen bir hastalıktır. Bu hastalarda teşhis sıklıkla hastalık başlangıcından uzun süre sonra konmaktadır. Hastalığın başlangıcı ve teşhis arasındaki süre en az 10 yıl olmaktadır. Bu durumun nedeni de hastalığın sessiz olarak devam etmesidir.
Büyüme hormonu fazla salınması ergenlikten önce olursa aşırı boy uzaması oluşur ki, buna tıp dilinde jigantizm denir.

Akromegali hastalığı uzun sürede yaşamı kısaltan ve başka hastalıklara neden olan bir hastalıktır. Bu nedenle erken teşhis ve tedavisi önem taşır.

Akromegalinin Nedeni Nedir?

Hastaların çoğunda ( yaklaşık % 99’unda) hipofizde büyüme hormonu salgılayan bir kanser olmayan tümör mevcuttur. Bu tümörler daha çok çapı 1 cm’den büyük yani makroadenom şeklindedirler. Bu tümörler sıklıkla sadece büyüme hormonu salgılarken bazen hem büyüme hoırmonu hem de prolaktin salgılarlar. Büyüme hormonu aşırılığı karaciğerden insülin-like growth hormon-1 (IGF-1) denen başka bir hormon salgılatır. IGF-1 ise cilt, bağ dokusu, kıkırdak, kemik ve organların büyümesini artırır.

Hastanın Şikayetleri ve Belirtiler:

Artan büyüme hormonu nedeniyle çenede büyüme ve uzama, alında çıkıntı, diş aralıklarında açılma olur ve yüz hatları kabalaşır. Burun, dudaklar, kulaklar ve alın genişler ve büyür. Dil büyür. Burun kemiklerinde ve yüz kemiklerinde büyüme oluşur ve eski yüz görünümü değişir. Hastanın cilt derisinde kalınlaşma, yumuşak doku artışına bağlı ve el ve ayaklarda büyüme meydana gelir. Bu nedenle yüzük, ayakkabı ve şapka numaraları değişir. Ciltte yağlanma ve terleme artışı olur. Aşırı terleme hastaların % 80’ ninden fazlasında görülür. Baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik ve eklem ağrıları olabilir. Eklemlerde bozukluk % 70 hastada ortaya çıkar.

Akromegalide, kalpte büyüme, ritm bozukluğu oluşabilirse de tedaviyle düzelir.
Bir kısım hastada uykuda nefes durması (uyku apnesi) ortaya çıkabilir. Bu hastalarda seste kalınlaşma olabilir.

Akromegalisi olan bazı hastalarda bacaklarda uyuşma, kas tutulması, kas ağrısı ve karpal tünel sendromu gelişebilir.

Akromegali hastalığında şeker hastalığı gelişme riski vardır.

Bu hastalarda bağırsakta polip ve kanser gelişme riski de vardır. Bu nedenle kolonoskopi ile takip yapılmalıdır.

Akromegalide tansiyon yüksekliği % 40 oranında ve diyabet (şeker hastalığı) % 20 oranında görülebilir.

Tanı

Akromegali tanısı için kanda büyüme hormonu ve IGF-1 düzeylerine bakılır.
Kesin teşhis için 75 gram glukozun içilmesi ile gerçekleştirilen oral glukoz tolerans testi sırasında büyüme hormonu düzeyini ölçmek gereklidir. Bu sırada büyüme hormonu normalde düşer, ancak akromegalide büyüme hormonu yüksektir ve şeker içmekle düşmez.

Ek olarak IGF-1 düzeylerinin de o yaş ve cins için belirlenen üst sınırdan daha yüksek bulunması akromegali tanısı için gereklidir.
Prolaktin hormon düzeyi de bu hastalarda ölçülmelidir.
Hipofizdeki tümörü saptanmak için hipofiz MR veya tomografisi çekilmelidir.

Tedavi

Akromegali tedavisinde amaç büyüme hormonu ve IGF-1 fazlalığına bağlı olumsuz etkileri düzeltmek, hipofiz tümör kitlesini kontrol altında tutmak, normal hipofiz fonksiyonlarını korumaktır.

Tedavide cerrahi girişimle (ameliyatla) tümörün çıkarılması, hipofize yönelik radyoterapi (ışın tedavisi) ve ilaç tedavisi gibi alternatifler vardır.

Akromegalinin kontrol altında olduğundan söz edebilmek için ortalama büyüme hormonu düzeyinin < 2,5 ng/mL bulunması, oral glukoz tolerans testine cevap olarak büyüme hormon düzeyinin < 1 ng/mL olacak şekilde baskılanması ve IGF-1 düzeyinin yaş ve cinsiyete göre normal sınırlar içinde bulunması gereklidir.

Cerrahi Girişim (Ameliyat):

Akromegalide ilk tedavi seçeneği transsfenoidal cerrahi denen bir ameliyatla (burundan girerek) hipofiz tümörünün çıkarılmasıdır. Ameliyat ile mikroadenomlu hastalarda %82, makroadenomlu hastalarda % 60, yaygın adenomlarda % 24 oranında başarı sağlanır.
Ameliyat öncesi büyük tümörlerde Octrotid gibi ilaçlarla tümörü küçültüp ameliyat daha sonra yapılabilir.

Radyoterapi (Işın tedavisi):

Ameliyata rağmen hipofizde kitle varsa radyoterapi yapılabilir. İlk 2 yılda büyüme hormonu azalır. Büyüme hormonu düzeyleri 5. yılın sonunda %75 oranında azalmaktadır. İlk 2 yıl içinde büyüme hormon düzeylerindeki azalma en hızlıdır.

İlaç Tedavisi

Özellikle 55 yaşın üzerindeki akromegalik hastalarda ilaç tedavisi ilk seçenek olabilir.
İlaç olarak octreotid LAR ve lantreotid ilaçları kullanılır. Bu ilaçlarla tümör kitlesinde % 50 azalma olabilir. Bu ilaçlar yan etki olarak safra taşı gelişimine neden olabilmektedir.
İlaç tedavisinde özellikle hastalık şiddetinin hafif olduğu vakalarda (serum IGF-I düzeyleri < 750 ng/mL) ve büyüme hormonu ile prolaktinin birlikte salgılandığı adenomlarda dopamin agonisti ilaçlar kullanılabilir. Bromokriptin büyüme hormon düzeylerini azaltmaktadır, fakat hastaların % 20’sinden azında büyüme hormon düzeyleri 5 ng/mL’ nin altına iner. IGF-1’ in hastaların % 10 undan azında normale gelebildiği ifade edilmektedir. “Cabergoline”in haftalık 1.0–3.5 mg dozunda hastaların yaklaşık % 40’ ında IGF-1 düzeylerini normale getirdiği ifade edilmektedir.

Yeni çıkan bir ilaç türü ise Pegvisomattır. Bu ilaç büyüme hormonunun etkisini önlemektedir. Günde 40 mg dozunda kullanılır. Bu ilaç Octreotide dirençli olgularda kullanılır
KAYNAK

 
 
 
HALSİZLİK, YORGUNLUK VE BİTKİNLİK

HALSİZLİK YORGUNLUK VE BİTKİNLİK

Halsizlik yorgunluk ve bitkinlik günlük yaşamda sıklıkla karşılaşılan durumlar. Halsizlik , yorgunluk ve bitkinlik çeşitli enfeksiyonlar, kansızlık, stres , uykusuzluk, karaciğer ve böbrek hastalıkları, vitamin eksikliği, mineral eksikliği, aşırı çalışma, bazı psikolojik rahatsızlıklar, depresyon, ve uykusuzluk nedeniyle oluşabilir. Hareketsizlik, spor yapmamak ve beslenmenin bozuk olması da önemli yorgunluk nedenleridir.
Ancak sıklıkla gözden kaçan bazı hormon hastalıkları da bu tür şikayetler yapabilir.
Halsizlik, yorgunluk ve bitkinlik yapan hormon hastalıklarından bazıları şunlardır:

1. Reaktif hipoglisemi yani şeker düşmesi
2. Tiroid yetmezliği yani hipotiroidi
3. Böbreküstü bezi yetmezliği yani Addison hastalığı
4. Testosteron ve östrojen eksikliği
5. Büyüme hormon eksikliği

REAKTİF HİPOGLİSEMİ:

Yemek yedikçe kan şekerindeki düşmelere reaktif hipoglisemi denir. Bu durum insülin hormonundaki bozukluktan ileri gelir. Kişide yemek yedikçe kan şekerinde düşme oluşur ve acıkma tatlı yemeği isteği halsizlik çarpıntı yorgunluk çok sık gözükür. Bu kişiler kolay kilo alır. Enerjileri yoktur. Bitkindirler. Bu durum şeker hastalığının ilk dönemi olarak da kabul edilebilir. Bu durum için bir Endokrin Uzmanına başvurmak ve Glisemik İndeks (Gİ) diyeti yapmak gerekir.

BÖBREKÜSTÜ BEZİ YETMEZLİĞİ:

Böbreküstü bezinden salgılanan Kortizol hormonunun az salgılanması halsizlik yorgunluk yapan önemli bir hastalıktır. Bu hastalarda kan kortizol hormon düzeyi düşüktür. Tedavi ve teşhis için bir Endokrin uzmanına başvurmak gerekir.

TİROİD YETMEZLİĞİ-HİPOTİROİDİ

Tiroid bezinin T4 ve T3 hormonlarını az salgılaması sonucu ortaya çıkar. Bu kişilerde halsizlik yorgunluk unutkanlık saçlarda dökülme el ve yüzde şişme olur. En sık nedeni Hashimoto hastalığıdır. Kanda Anti-TPO ve Anti-tiroglobulin antikorları yüksek çıkar. Tedavisi kolaydır. Bir endokrin uzmanına başvurmak gerekir.
Tiroid bezinin az çalıştığı tiroid bezi yetmezliğinde ise şu psikolojik belirtiler bulunabilir:
İlgisizlik
Düşünme ve konuşmada yavaşlama
Unutkanlık
Konsantre olamama
Depresyon
Demans
Beyin hasarı
Panik atak

TESTOSTERON VE ÖSTROJEN EKSİKLİĞİ

Erkeklerde testosteron hormon azlığı halsizlik yorgunluk bitkinlik yapar. Bu durum ergenlik çağından sonra oluşursa hipogonadizm adı verilir. Bu hastalara Endokrin uzmanı testosteron veya diğer hormon tedavileri yapar.
Erişkin yaşlardaki erkeklerdeki testosteron eksikliği de halsizlik yorgunluk libida azalması ereksiyon problemi yapar.

Kadınlarda veya kızlarda östrojen eksikliği de halsizlik yorgunluk yapabilir.

VİTAMİN MİNERAL EKSİKLİKLERİ

Demir, B12 vitamini ve folik asit eksiklikleri kansızlık ve halsizlik yapar. Ayrıca kanda sodyum, potasyum ve kalsiyum , mağnezyum düşmeleri de önemlidir.


Gİ Diyetinin Uygulanması

Gİ diyetinin uygulanmasında 3 önemli adım vardır:
  • Akılcı karbonhidrat seçimi yapmak, yani yüksek Gİ yerine düşük Gİ’li karbonhidratları yemek
  • Gıdaların yaklaşık olarak Gİ değerlerini öğrenmek
  • Günlük karbonhidrat miktarını ölçülü almak ve düşük Gİ’li de olsa fazla karbonhidrat almamak. Yani her öğünde asla fazla kalori almamak.
Bir diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir olmasına bağlıdır. Bir süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlamı yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları parçalayan enzimleri aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem taşımaktadır.

Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.

GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli olan kaliteli karbonhidrat yemektir.


Gıda Seçimi veya Beslenme Nasıl Olmalı?

Beslenmede en önemli ilke 3 ana öğün 3 ara öğün yemektir. Yani kahvaltı, saat 10.30’da ara öğün, öğle yemeği, ikindi ara öğün, akşam yemeği, gece saat 22.00 de ara öğün almalıdır.

Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine yoğurt veya meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır. Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal edebilir, yani sıfıra yakındır. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Çünkü sosiste sağlığa zararlı doymuş yağlar çoktur. Yani amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Aynı zamanda sağlıklı gıda yemek de hedefimizdir. Yüksek ve düşük GI’li gıdalar karışık yenirse toplam olarak aldığımız gıdanın GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.

Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam buğday ekmeği yiyebilirsiniz. Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin. Kahvaltı gevreği yerine içinde üzüm olmayan müsli, kek veya pasta yerine yoğurt yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates, cips yerine erik veya çilek yemek daha uygundur. Kraker yerine dilimlenmiş havuç veya biber yiyin. Pirinç yerine bulgur,makarna, erişte yiyin.Gazoz ve kola yerine su için.

Patates püresi, beyaz ekmek ve beyaz pirinç, kan şekerini, kesme şekerden daha fazla yükseltme gücüne sahiptir. Bu nedenle şeker yükü az olan tam tahıldan yapılmış besinleri yemek daha faydalıdır. Böylelikle hem kan şekeri yükselmez hem başka faydalar sağlanır.
Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.


 
TESTİS, SPERM SAYISI VE TESTİS HORMONLARI

TESTİS, SPERM SAYISI VE TESTİS HORMONLARI

Testisler sperm üretmeye yaradığı gibi erkeklik hormonu olan testosteron da salgılarlar. Sperm oluşumu ve testosteron salgılanması hipofizden salgılanan FSH ve LH hormonları tarafından kontrol edilir.
Normal erişkin bir erkekte her bir testis 20 gram ağırlığında ve 4.5x3x2.5 cm boyutlarında ve 15-30 ml hacmindedir. Testisler ergenliğe girmeden önce 2 cm uzunluğunda ve 2 ml kadardır. Ergenlikle birlikte hacmi artar ve 16-19 yaşında erişkin volümüne ulaşır. Yaşlanma ile boyutları değişmez.
Testislerin % 90’nını seminifer tübüller denen ve içinde spermin yapıldığı tüp şeklindeki yapılar oluşturur.
Testislerde bulunan ve Leydig hücresi adı verilen hücreler testosteron üretir. Beyinde bulunan hipotalamus hipofize ne kadar testosteron ütetileceğini bildirir. Bu amaçla hipotalamustan GnRH hormonu salgılanır ve bu hormon hipofize gelir. GnRH hormonu hipofizden FSH ve LH hormonunun salgılanmasını sağlar. Hipofizden salgılanan LH hormonu leydig hücresinden testosteron salgılanmasını artırırken hipofizden salgılanan FSH hormonu seminifer tübüllerde sperm üretimini sağlar. Salgılanan testosteron ise hipofizden LH salgılanmasını azaltır.
FSH hormonunun etkisiyle testislerdeki sertoli hücrelerinden inhibin ve aktivin isimli hormonlar salgılanır. İnhibin hormonu hipofizden FSH hormonu salgılanmasını azaltırken aktivin hormonu artırır. Aktivin hem hipofizde hem testiste yapılır.


Testosteron erkeklerde salgılanan en önemli seks hormonudur. Testosteron günde 5-6 mg kadar üretilmektedir. Testosteron, testisten salgılandıktan sonra kanda seks hormon bağlayan globuline (SHBG) bağlanır. Bu bağlanan testosteron ‘’total testosteron’’ denilirken bağlanmayan kısmına ‘’serbest testosteron’’ denir. Kanda serbest testosteron ise tüm testosteronun % 1’ni oluşturur. Testosteron ‘’5 alfa redüktaz’’ isimli bir enzimle dihidrotestosterona dönüşerek etkisini gösterir.
Erkek tipi gelişme yani sakal ve bıyık çıkması, kıllanma, sesin kalınlaşması testis ve penis büyümesi, kasların gelişmesi, boyun artması testosteron sayesinde olur. Libido (cinsel istek) ve ereksiyon oluşmasında da testosteronun büyük etkisi vardır. Erişkin yaşta testosteron hormonu sperm üretimi, erkek tipi saç şekli oluşmasına, kas kitlesinin oluşmasına ve kemik kitlesi oluşumuna katkıda bulunur.
Testosteron hormonu çoğunlukla testislerde üretilir ancak çok az miktarda adrenal bezden de üretilir. Kadınlarda testosteron çok az miktarda yumurtalıklarda üretilir.
Normal erişkin erkekte total testosteron düzeyleri 3-10 ng/ml arasında değişir ve saba saatlerine en yüksek düzeydedir.

SPERM SAYISI

Normal döl miktarı 2-6 ml arasında değişir. Normalde spermlerin % 60 dan fazlası hareketlidir. Sperm sayısı mililitrede 20 milyondan fazla olmalıdır.

TesTOSTERON

Testosteron hormon azlığı erkeklerde seks isteğinde azalmaya, ereksiyon bozulmasına, sperm sayısının azalmasına, çocuk yapma kapasitesinin azalmasına ve memelerde büyümeye neden olur. Bazı erkeklerde sıcak basmaları, gece terlemeleri, huzursuzluk, konsantre olamama, yorgunluk, uyku bozukluğu, kolesterolde artma görülebilir. Uzun zaman testosteron eksikliği olan erkeklerde vücut kıllarında azalma, kas kitlesinde azalma, ciltte kuruluk, sakal traş sıklığında azalma, kemiklerde erime, testislerde küçülme ve yumuşama oluşabilir. Genç erkeklerde ise vücut kıllarında gelişme olmaz, kas kitlesi gelişmez, penis ve testisler büyümez. Ayrıca sesleri incedir.
Yaşlılıkta Testosteron Azalması (Andropoz)
Erkeklerde yaş ilerledikçe testosteron üretimi azalır. Ayrıca bazı kişilede hipofiz bezinden LH hormonu salgısı azalabilir. LH azalması da testosteron üretimini azaltır. Yaşlılarda ayrıca kanda testosteronu bağlayan ve tutan SHBG adlı protein artar ve bu nedenle serbest testosteron miktarı azalır. Testosteron üretimi genç erkeklerde sabah leyin en yüksek düzeyde iken yaşlılıkta bu bozulur. Yaşlılıkta testosteron azalmasına bazen ‘’Andropoz’’ denir.

Kimlerde Testosteron Düşük Olabilir?
Bir erkekte kaslarda gittikçe azalma, seks isteğinde azalma, ereksiyon problemi veya sperm sayısında azalma varsa testosteron hormonu düşük olabilir. Genç bir erkekte küçük testisler varsa, penis küçükser, vücut kılları azsa, sakal az veya çıkmıyorsa ve ses ince ise testisleri iyi çalışmıyor veya testosteron düşük olabilir.
Tedavi:
Düşük testosteronu olan kişilere testosteron ilaçları verilir. Bu ilaçlar hap, bant ve iğne şeklinde olabilir. Bu kişiler ayrıca egzersiz yaparak kas gelişimini artırmalıdır. Kas gelişimi için D vitamini eksikliği varsa alınmalı, proteinli beslenmeli ve stresten uzak durmalıdır.


 
 
BÖBREK ÜSTÜ BEZİ VE HORMONLARI

Böbreküstü bezleri veya diğer adıyla adrenal bezler her iki böbreğin üst kısmına yerleşmiş yaklaşık 3-4 gram ağırlığında olan bezlerdir. Adrenal bezlerin ‘’korteks’’ denen dış kısmı ve ‘’medulla’’ denen iç kısmı vardır. Medulla denen iç kısımdan adrenalin ve noradrenalin hormonları üretilir. Korteks denen dış kısımdan ise kortizol, aldosteron, DHEA ve testosteron gibi hormonlar üretilir.

Böbreküstü bezi bu hormonları yapmak için kanda bulunan kolesterolü kullanır. Kolesterolün adrenal bez tarafından alınması ve hormonların yapımını hipofiz bezinden salgılanan ACTH hormonu uyarır.

Kortizol

Kortizol salınımı gün içinde değişiklik gösterir. Sabah fazla, öğleden sonra az salgılanır.
Kortizol kandaki glukozu (şekeri) artırır. Protein, karbonhidrat, yağlar ve nukleik asit üzerine etkilidir. Protein yıkımını artırır. Ayrıca iltihabı azaltıcı etkileri vardır. Stres durumunda kan kortizolü artar. Bu stres travma, ameliyat, egzersiz, anksiyete, depresyon, kan şekeri düşmesi ve ateşlenme olabilir.
Kortizol hormonu vücut su dengesine de katkıda bulunur. Böbreklerden su atılmasını sağlar. Kortizol davranış üzerine de etkilidir. Azlığı veya fazlalığında psikolojik bozukluklar meydana gelir.

Aldosteron:

Aldosteron hormonu böbrekten sodyum tutulmasını ve potasyum atılmasını sağlar. Aldosteron salınımı renin-anjiotensin hormonları, kandaki potasyum düzeyi ve ACTH hormonu tarafından kontrol edilir. Vücutta sıvı miktarı renin-anjiotensin ve aldosteron hormonları ile ayarlanır.

DHEAS
DHEAS adrenal bezden salgılanır ve yaş ilerledikçe salgılanması azalır.Erkeklerde adrenal bezden salgılanan testosteron ve DHEAS gibi hormonların erkek tipine etkileri pek azdır. Buna karşılık kadınlarda fazla salınırsa erkek tipi görüntüye neden olurlar. DHEA ve androstenedion hormonları adrenal bezden salgılanır ve cinsel kılları kadınlarda artırır ve kadınlarda seks isteğini (libido) sağlarlar.

Stres Hormonları: Adrenalin ve Noradrenalin:

Adrenalin ve noradrenalin hormonları adrenal bezin ‘’ medulla ‘’ kısmından salgılanır. Adrenalin hormonun diğer adı ‘’epinefrin’’ dir. Adrenalin, noradrenalin ve dopamin hormonlarında ‘’katekolaminler’’ ismi de verilir. Bu hormonlar adrenal bezin medulla kısmında tirozin isimli aminoasitten oluşur. Bu aminoasitten önce DOPA, sonra dopamin ve noradrenalin oluşur. Noradrenalin ise son aşamada adrenalin hormonuna dönüşür.
Adrenal bezlerden noradrenalin %20 oranında, adrenalin ise %80 oranında salgılanır.
Adrenalin ve noradrenalin hormonlarının etkileri şunlardır:
1.Kalp atım sayısını ve tansiyonu artırır, damarları kasar
2.Göz bebeklerini genişletir,
3.Kan şekerini artırır
4.Ciltteki kanın iç organlara gitmesini sağlar.
5.Kan yağ asitleri artar
6.Vücut ısısını artırır
7.Oksijen tüketimini artırır
Adrenalin stres durumlarında kanda hızla artar, o nedenle stres hormonu olarak da bilinir. Adrenalin kanda arttığında arttığında çarpıntı, nabız sayısında artma, kan şekerinde yükselme ve ciltteki solukluk ve elde terleme oluşur.
Adrenalin ilaç olarak kalp durması, astım ve bazı alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılır.


 
 
BÜYÜME HORMONU (GROWTH HORMON) NEDİR?

BÜYÜME HORMONU

Büyüme hormonu beyinde bulunan hipofiz bezinden salgılanır. Tıp dilinde büyüme hormonuna growth hormon adı verilir. Büyüme hormonunun salgılanması hipotalamustan salgılanan GHRH isimli hormonun sayesinde artarken hipotalamustan salgılanan somatostatin isimli hormonun salgılanmasıyla azalır. Ayrıca beslenme, seks hormonları ve bazı büyüme faktörleri de büyüme hormonunun salgılanmasını etkiler. Mideden salgılanan ve iştah üzerine etkili olan Ghrelin isimli hormon da büyüme hormonunu artırır. Bu hormon GHRH’un bağlandığı reseptörlere bağlanır.
Büyüme hormonu salgısı gece artar, gündüz azalır. Uyku, stres, kan şekeri düşüklüğü, açlık, kanda üre yüksekliği ve siroz durumunda büyüme hormonu kanda artar. Uykunun başlangıcında büyüme hormonu salgısı maksimum düzeye çıkar.
Yaşın ilerlemesiyle büyüme hormonu salgısı azalır.
Kan şekerinin yükselmesi, şişmanlık, tiroid hormon azalması, kanda kortizol artması ise büyüme hormonu salgılanmasını azaltır.
Büyüme hormonu kana karışarak karaciğere gelir ve oradan IGF-1 isimli hormonu salgılatır. IGF-1 hormonu fazla salgılanırsa büyüme hormonu salgısını önler. IGF-1 karaciğerden başka böbrek, bağırsaklar ve kıkırdak dokusunda da yapılır. IGF-1 hormonu sayesinde kas, kıkırdak ve kemik büyümesi sağlanır. Bu sayede boy uzar.

Büyüme hormonu diğer hormonlar gibi yaş ilerledikçe azalır. Büyüme hormonunun yaşla birlikte azalmasının kasların gücünde azalmaya, yağ miktarında azalmaya neden olabilise de yaşlılıkta büyüme hormonu fazlalığının zaralı olduğu da bilinmektedir. Fare çalışmalarında groth hormon reseptörü yok edildiğinde farelerin daha uzun yaşadığı saptanmıştır. Bu nedenle groth hormonun anti-aging ajanı olması şüphelidir.
Büyüme hormonu yada tıp dilindeki adıyla growth hormon yurtdışında anti-aging tedavi olarak çok az ve az sayıda yapılan çalışmada uygulanmış ve faydasız olduğu saptanmıştır. Büyüme hormonunun bu amaçla kullanılmasına FDA izin vermemiştir. Bu konuda yapılan 31 çalışmada büyüme hormonunun sağlıklı yaşlılarda faydalı olmadığı saptanmıştır.
Yaşlılarda yapılan çalışmalarda büyüme hormonunun vücutta sıvı birikimi yaptığı, şeker hastalığı çıkışını hızlandırdığı, tansiyon ve kalp hastalığı riskini artırdığı saptanmıştır. Ayrıca eklemlerde ağrı ve karpal tünel sendromu gelişmiştir. Ayrıca büyüme hormonunun kanser tetikleme özelliği de olabilir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle büyüme hormonunun anti-aging olarak kullanılması şu andaki bilimsel bilgilerle uygun değildir. Büyüme hormonu ancak büyüme hormon yetersizliği saptanan kişilere endokrinoloji uzamanı gerek görülürse yapılan bir tedavidir.
Büyüme hormonu yerine büyüme hormonu salgısını artırıcı besin destekleri alınabilir. Arginin, lizin, ornitin ve triptofan gibi aminoasitler büyüme hormon salgısını artırırlar. Arginin piroglutamat (APG) ve lizin kombinasyonu büyüme hormonu salgısını artırabilir. Ancak bunların ne kadar bir atış yaptıkları da bilimsel çalışmalarla henüz saptanmamıştır.

Büyüme hormonu az salgılanması durumunda Boy kısalığı olur. Fazla büyüme hormonu salgılanması ise Akromegali hastalığı yapar.

Boy Kısalığında Yapılacak Tetkikler:
Büyüme Hormonu (GH) eksikliğinin tanısı için büyüme hormonu ve IGF-1 düzeyleri ölçülür. Ancak sadece ölçüm yetmez. Bu kişilerde açlık, uyku, egzersiz sonrası büyüme hormonu ölçülebildiği gibi levodopa, klonidin, glukagon, propranolol, arginin ve insülinle yapılan uyarı testleri kullanılır. Bir çocukta GH yetersizliği teşhisi konulması için en az 2 testte anormallik olmalıdır.
Boy kısalığı olan bir kişide yukarıda belirtilen kan hastalıkları, karaciğer, böbrek ve kalp hastalığı olup olmadığını anlayacak tetkikler yapılmalıdır. Bu arada kanda kalsiyum, mağnezyum, parathormon, tiroid hormonları da mıutlaka ölçülmelidir.
Boy kısalığı olan kişilerde kemik yaşı tayini için el-bilek filmi çekilir. Kemik yaşı 20 ve üzeri ise kemiklerin uzamasını sağlayan epifizler kapandığı için o kişi artık uzamaz.


 
 
 
ÖSTROJEN VE PROGESTERON NEDİR?

ÖSTROJEN VE PROGESTERON NEDİR?

Östrojen:
Yumurtalıktaki granulosa hücrelerinden salgılanır. Östrojen hormonu kızlarda boyun uzamasına, kadın tipinin oluşmasına ve memenin büyümesine katkıda bulunur. Sesin ince olması, dudakların büyümesi ve kadın tipi kalça oluşmasını östrojen sağlar. Kızlarda koltuk altı ve genital organ civarındaki kıllanma yumurtalıktan salgılanan erkek tipi hormonlar (androjenler) sayesinde olur. Östrojen hormonu kadınları kalp hastalığından korur ve kan kolesterolünü azaltır.
Overden en fazla salgılanan östrojen E2 denen östradioldür.
Östrojen rahimin (tıp dilindeki adı uterus) büyümesini sağladığı gibi vajenin kaygan olmasına katkıda bulunur.
Adetin 2. ve 3. gününde estrodiol seviyesi 80 pg/ml den az ise östrojen yetersizliği vardır. Eğer E2 50 pg/ml’den az ise kesin östrojen eksikliği vardır.

Progesteron:
Yumurtalıktaki corpus luteumdan salgılanır. İki adet (mens) kanamasının ortasında (ortalama 14. günden) sonra salgılanmaya başlar yani adet döneminin ikinci dönemi denen luteal fazda salgılanır. Rahim içi zarın (endometrium) kabarmasını ve salgılayıcı bir hal almasını, döllenmiş yumurtanın rahimde kalması ve gebeliğin devamı için gereklidir. Progesteron vücut ısısının artışını da yapar. Progesteron adet döneminin olmasını sağlar. Östrojenin etkilerini dengeler.
Progesteron vücutta sıvı birikmesi ve şişkinliklerin önemli bir nedenidir. Bunun nedeni düz kaslarda gevşeme yapması ve bağırsaklarda bu nedenle gaz oluşmasıdır. Şişkinlik ve gaz şikayeti olan kadınlar şunları yapmalıdır:
Tuzlu gıdalar yememeli
Yağlı yiyeceklerden ve lifli gıdalardan uzak durmalı
Sık ve az yemeli
Kahvaltı mutlaka yapılmalı
Kafein ve alkol alınmamalı
Egzersiz yapılmalı
Kilo fazla ise verilmeli
Diüretik almamalı
Hormon tetkikleri ve üre bakılmalı

YUMURTALIK

Erişkin bir kadında yumurtalıklar sağda ve solda olmak üzere 2 tanedir ve her biri ortalama 7 gram civarındadır. Yumurtalıklar oval şekilli olup boyutları 2-5x1,5-3x0.6-1.5 cm civarındadır.
Yumurtalıktan salgılanan başlıca hormonlar östrojen, progesteron ve androjen denen hormonlardır ve hepsi de kolesterolden yapılır. Bu hormonların yumurtalıktan salgılanabilmesi için hipofizden FSH ve LH hormonlarının yeterli ve düzenli olarak salgılanması gerekir.

Adetlerin Başlaması (Menstruasyon)

Her sağlıklı erişkin kız veya kadın, bazen değişmekle beraber 28 günde bir adet görür (bazen 25 günde bir veya 32 günde bir de olur). Her iki adet kanaması arasındaki döneme memstruasyon dönemi denir. Adet kanaması da ortalama 4 gündür ve bazen 6 gün bazen 2 gün olabilir. Bu dönemin ilk 14 günlük dönemine folliküler dönem, ikinci 14 günlük döneme luteal dönem veya faz denir.
Her adet döneminin sonunda kanda östrojen ve progesteron hormonu hızla düşer ve arkasından FSH artmaya başlar. FSH etkisiyle bu dönemde (ilk folliküler faz) yumurtalık içinde follikül denen halka şeklinde yapılar oluşur. Bunların içinde yumurta vardır. Arkasından LH hormonunun etkisiyle östrojen salgılanmaya başlar ve yumurtlamanın oluştuğu 14. günden önce kanda östrojen hızla yükselir ve yumurtlamadan sonra düşer. Yumurtlamadan 16 saat önce kanda LH hızla artar. Follikül yırtılır ve içindeki yumurta dışarı çıkar. Budan sonra progesteron hormonu salgılanmaya başlar. Progesteron hormonunun etkisiyle yani yumurtlama olduktan sonra vücut ısısı 0.3-0.5 C artar. Bu artış adet kanaması oluncaya kadar devam eder. Kanama olunca normale gelir.
Rahim içini saran veya döşeyen endometrium isimli zarda bu dönemde önemli değişiklikler oluşur. Bu zar spiral arterler (temiz kan damarı) le beslenir. Eğer yumurtalık salgılandıktan sonra gebelik olmaz ise bu damarların kasılmasıyla endometrium zarı dökülür ve kanama oluşur ve adet meydana gelir.

HİÇ ADET OLAMAMA

Bir kızın ergenliğe girmemesi ve adet görmemesi cinsel organ yetmezliğinden olur. Bu kızlarda adetler başlamaz. 16 yaşına kadar adetlerin başlamaması bir hastalık işaretidir. Bunun nedeni hipofiz ve hipotalamus hastalıkları olabildiği gibi yumurtalık hastalıkları da olabilir.
Hipofizdeki bazı tümörler, prolaktin hormon fazlalığı, beyin travması, hipofiz yetmezliği ve tümörleri nedeniyle FSH ve LH hormonlarının salgılanamaması nedeniyle yumurtalık faaliyete geçemez ve adetler başlamaz.
Eğer yumurtalıkta nedeni bilinmeyen yetmezlik varsa adetler yine olmaz.
Tiroid bezinin az veya çok çalışması ve şeker hastalığı da adet bozukluğu yapabilir.
Kadınlarda tek bir adetteki gecikme önemli olmamakla beraber devam eden düzensizlikler önemlidir.
Tıpta primer amenore denilen hastalık normal büyüme ve gelişme olması ve seks karakterlerinin olmasına rağmen 16 yaşına kadar hiç adet olmamasıdır.
Hiç adet olamamanın nedeni genellikle genetik veya anatomik bozukluklar olsa da bazı hormon bozuklukları da buna neden olabilir.
En sık nedenler şunlardır:
·Kromozom anormallikleri: %50 sini oluşturur.
·Hipotalamusa ait bozukluklar: %20’ni yapar
·Uterus (rahim), serviks (rahim ağzı), ve/veya vajinanın yokluğu: %15’ni oluşturur.
·Vajinada bölme olması ve delik olmayan kızlık zarı: %5,
·Hipofiz hastalıkları: %5

ÖSTROJEN VE MENOPOZ

Menopoz her kadının yaşamında ortaya çıkan ve adetlerin kesildiği dönemdir. Menopoz bir hastalık değil normal bir durumdur. Menopoz genellikle 50-51 yaşlarında meydana gelir. Menopoz öncesi ve sonrası dönemlerde kadınlarda hormonal, psiklolojik değişiklikler meydana gelir. Ortalama olarak her kadın 30 yıl menopozla birlikte yaşar.
Menopozla birlikte kadınlarda östrojen ve progesteron hormonları azalır. Yumurtalık küçülür. Kanda FSH ve LH hormonları artar.
Östrojen azalmasına bağlı olarak hızlı vücut ısısı değişiklikleri, sıcak basmaları, ciltte incelme, cinsel organ ve memede küçülme eğilimi oluşur. Östrojen azaldığı için kalp hastalıkları sıklığında artma ve kemik erimesi riski ortaya çıkar.
Sıcak basmaları östrojen azalmasından dolayı oluşur ve şiddeti kadından kadına değişir ve 2.5 yıl sonra çoğunlukla kaybolur. Sıcak basmaları genellikle yüzde, boyunda ve göğüste ısı artması şeklinde hissedilir ve sıklıkla da gece olur ve uykuyu bozar. Uyku bozukluğu yüzünden de bu kadınlarda yorgunluk, huzursuzluk, konsantrasyon bozukluğu ve psikolojik değişkenlikler olabilir. Sıcak basmaları bazı kadınlarda menopoza girmeden yıllarca önce de başlayabilir. Sıcak basmasının nedeni kan damarlarının genişlemesi ve kanın cilt boyunca damarlara dolmasından ileri gelir. Kişinin yüzü kırmızılaşır ve birden bir sıcaklık hissi olur. Bu his 1-5 dakika sürer. Arkasından çok soğuk ve hatta ıslak bir his duyulur. Terler kuruyunca normale dönülür.


 
SUSAMA, ÇOK SU İÇME, ÇOK İDRARA GİTME

Susama vücuttaki su miktarıyla ilgili olarak beyindeki hipotalamus bölgesinde bulunan susama merkezinin uyarısıyla oluşan bir durum.

SUSAMA NEDENLERİ
1. Vücudun sıusuz kalması
2. Ateşli hastalıklar (enfeksiyon)
3. Aşırı egzersiz ve efor
4. Aşırı terleme sonrası
5. Çok idrara gitme sonrası
6. Şeker Hastalığı (diyabet)
7. Zehirli guatr
8. Şekersiz şeker hastalığı (diyabetes insipidus) hastalığı
9. Bazı ilaçlar (antihistaminikler gibi) neden olur.


ÇOK SU İÇME NEDENLERİ

1. Şeker Hastalığı
2. Şekersiz Şeker hastalığı
3. Psikolojik olarak bazı kişiler çok su içer


ÇOK İDRAR YAPMA

Fazla miktarda idrar yapma gün içinde miktar olarak fazla idrar yapmaktır. bu durum

1. Şeker hastalığı
2. Şekersiz Şeker Hastalığı (diyabetes insipidus)
3. Bazı böbrek hastalıkları
4. bazı ilaçlar

SUSAMA ÇOK SU İÇME ÇOK İDRAR YAPMA NEDENİ OLARAK DİYABET-ŞEKER HASTALIĞI

Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanarak ufak şeker parçalarına dönüşür ve daha sonra bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji sağlanması için kan şekerinin özellikle kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular olmak üzere tüm organların hücrelerine girmesi gerekir. Kanda bulunan şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. İnsülin hormonu kanda yoksa veya olduğu halde hücrelerce emilemiyor ve etki gösteremiyorsa kandaki şeker hücreye giremediğinden birikir ve şekeriniz yükselmeye başlar. İşte kan şekerinin sabah aç karna yapılan ölçümde 126 mg/dl yi geçmesi durumuna şeker hastalığı diyoruz. Kanda şekeri 180 mg/dl’yi geçince idrarla atılmaya başlar, yani idrarırınızda şeker çıkar.

Şeker Hastalığının Belirtileri

Tip 1 şeker hastalarında çok su içme, çok idrara gitme, çok yemek yenmesine karşın kilo verme gibi şikayetler çok belirgin olduğu halde Tip 2 şeker hastalarında bu belirtiler silik olabilir ve hastalık sinsi bir şekilde başlar. Bu kişilerin çoğunda hiçbir şikayet olmayabilir. Bazı hastalarda ise sık idrara gitme, aşırı açlık, zayıflama, halsizlik, görmede bulanıklık, kadınlarda vajinal kaşıntı, susuzluk ve çok su içme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Şeker hastalığında görülen belirtiler şunlardır:

Çok su içme ve ağız kuruması
Çok idrara gitme
Çok acıkma
Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik
Yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı olması
Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma
Görmede bulanıklık
Vajinal kaşıntı
Yemeklerden sonra uyku gelmesi
Tatlıya düşkünlük
Sinirlilik
El ayalarında ve ayak altlarında yanma
Uzun açlıklarda el-ayak titremesi
Horlama

SUSAMA, ÇOK SU İÇME VE ÇOK İDRAR YAPMA NEDENİ OLARAK DİYABETES İNSİPİDUS VEYA ŞEKERŞİZ ŞEKER HASTALIĞI

Hipozin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun (ADH) azlığı veya etki edememesi sonucu aşırı idrar yapma ve aşırı su içme ile karakterize bir hastalıktır.
Bu hastalık toplumda 25000 kişide bir görülür. Erkeklerde kadınlardan biraz daha sıktır. Daha çok iki şekildedir. Birincisi hipofizden ADH hormon salgılanmasındaki eksiklikten oluşur ve sıktır. Buna ‘’santral diyabetes insipidus’’ denir. Nadir görüleni ise hipofizden ADH hormonu normal salgılandığı halde böbreklere etki edememesidir. Buna ‘’nefrojenik diyabetes insipidus’’ denir.


Nedeni:
Santral diyabetes insipidus çocukluk dönemi ya da erişkin yaş grubunun başlarında (başlangıç yaşı ortalama 21’dir) sık görülmekle birlikte diğer yaş gruplarında da görülebilir. Hastaların % 30-50’sinde herhangi bir neden gösterilemez ve ‘’idiopatik’’ olarak adlandırılır.
Hipofizi etkileyen hastalıklarda, tümörlerde ve beyin ameliyatlarından sonra ortaya çıkabilir.
Bazen hastalık ailesel olabilir ve bir ailenin birkaç ferdinde ortaya çıkabilir ve büyüklerden genetik (kalıtsal) olarak geçmiş olabilir.
İdiopatik diyabetes insipidus (Dİ) çocukluk ve gençlik yaş grubunda sık görülür. Bu hastaların bir kısmında otoimmün (bağışıklık sistem bozukluğu) nedenle olabileceği düşünülmektedir. Hastalarda ADH içeren sinir liflerinde sayısal olarak azalma olduğu gösterilmiştir. Yaklaşık %30-40 hastada ADH salgılayan sinir hücrelerine karşı antikor denen proteinler oluşabilir.
Familyal (ailesel) santral Dİ sıklıkla bebeklik döneminde ortaya çıkar. Kalıtımsal olarak otozomal dominant ya da otozomal resesif geçişlidir. Erkek ve kızlarda dağılımı eşittir. Bu hastalarda hipotalamustaki supraoptik ve paraventriküler çekirdekler, sinir iletim yolları ve arka hipofizde ADH içeren sinir liflerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Santral diyabetes insipidus nedeni olarak beyin tümörlerden en sık görüleni kraniofarinjioma, metastatik tümörlerden ise akciğer ve meme kanseridir.

Klinik bulgular
Çok idrara çıkma, ağız kuruluğu, aşırı susama hissi ve çok su içme en sık ve en belirgin bulgulardır. Genellikle belirtiler ani başlar ve soğuk içeceklere istek artmıştır. Çoğu hastada günlük idrar çıkışı 2-6 litre ve bazen 16-24 lt arasında olabilir ve idrara çıkma sıklığı gece ve gündüz 30-60 dakika aralıklar ile olabilir.
Gece idrara çıkma sıktır. Sıvı alımında sorun olmayan hastalarda başka klinik bulgu yada yakınma gözlenmez ; ancak herhangi bir nedenle yeterli sıvıya ulaşamayan hastalarda aşırı idrarla sıvı kaybı ve volüm kaybına bağlı olarak vücutta su azalması, tansiyon düşmesi, şok ve ölüm gelişebilir.



 
 
 
FSH VE LH NEDİR?

FSH VE LH NEDİR?

FSH ve LH hormonları erkek ve kadında üreme organlarına etki ederler ve bu sayede cinsel hormonların yapımını, cinsel farklılaşmayı ve kadında yumurta, erkekte ise sperm gelişimini sağlar.

FSH erkekte testiste bulunan sertoli hücrelerine ve spermin yapıldığı seminifer tüplere etki eder. FSH’nin etkisiyle sertoli hücresinden inhibin adında bir hormon salgılanır ve FSH hormonunun hipofizden fazla salgılanmasını önler. FSH testiste bulunan seminifer tüplerinde sperm gelişimini sağlar. LH hormonu ise testiste bulunan leydig hücrelere etki eder ve bu hücrelerden testosteron adı verilen erkeklik hormonunu salgılatır. Sperm hücrelerinin gelişiminde hem FSH hem LH hormonu etkilidir.
Kadınlarda ise FSH hormonu yumurtalıkta bulunan granuloza hücrelerine etki ederek östrojen hormonunu salgılatır. LH hormonu ise yumurtalıkta bulunan teka hücrelerine etki ederek androjen denen bazı hormonlar üretir ve bunlar sonra yine östrojene dönüşür. LH hormonunun ana etkisi yumurtlamanın sağlanmasıdır. Oluşan yumurtlama sonrası oluşan korpus luteumdan ise progesteron hormonu salgılanması LH hormonu ile sağlanır.
FSH ve LH hormonu pulsasyon halinde salgılanarak etki ederler. Yani salınım hep aynı düzende değildir.
FSH ve LH hormonlarının salınımı hipotalamustan salgılanan GnRH hormonu sayesinde olur. Vücutta seks hormonları dediğimiz testosteron ve östrojen azalınca GnRH salınımı olur ve hipofizden FSH ve LH salgılanır. Ergenlik (tıp dilinde puberte) başlayınca bu hormonların salınımı artar ve ergenlik oluşur. Yani erkekte sakal, bıyık çıkması, penis ve testislerde büyüme, ses kalınlaşması, koltuk altı kıllanma ve penis etrafının kıllanması oluşur. Kızlarda ise adet başlaması ve memelerin büyümesi oluşur. Kızlarda ergenlik 9-13 yaşları arasında, erkeklerde 12-14 yaşları arasında olur.
FSH ve LH salını adet boyunca değişiklik gösterir. Yumurtlama öncesi artan östrojen hormonu sayesinde FSH en yüksek seviyesine çıkar. Kadınlarda menopoz döneminde FSH ve LH hormonu yükselir.
Erkeklerde ise FSH ve LH hormonu yaşla birlikte hafif artar ve testosteron hormonu azalır.

HİPOFİZ NEREDE?

Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer olarak her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında bulunan kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir. Ağırlığı ortalama 600 mg kadar olup kuru fasulye gibi oval, simetrik, kırmızı-kahverengi renktedir. Kadınlarda erkeklerden biraz daha büyüktür.
Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön Hipofiz’’ veya tıp dilinde adenohipofiz denir. Arka kısmına ‘’arka hipofiz’’ veya tıp dilinde posterior hipofiz denir. Ön bölüm hipofizin %75-80’nini oluşturur.
Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.
Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:
1.FSH (Follikül stimüle edici hormon)
2.LH (lüteinize edici hormon)
3.Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
4.Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
5.ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
6.TSH (tiroid stimüle edici hormon)
Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:
1.ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
2.Oksitosin



 
 
HORLAMA GİZLİ ŞEKER VE GUATR BELİRTİSİ

HORLAMA GİZLİ ŞEKER VE GUATR

Horlama kilo fazlalığı, gizli şeker, insülin yüksekliği ve tiroid yetmezliği hastalıklarında olabilir. Bu nedenle horlamanız varsa mutlaka bir ENDOKRİN UZMANINA başvurarak hormon ve şeker tetkiklerinizi yapınız.

GİZLİ ŞEKER, İNSÜLİN YÜKSEKLİĞİ VE HORLAMA

Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.

Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli nedenidir. Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak kilo vermenizi sağlamaktadır.

Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.


İnsülin Yüksekliğinin Belirtileri:
Yüksek insülin düzeyleri sizde şu sıkıntılara ve şikayetlere neden olur:
a)Sık acıkma ve şekerli gıdalar yemeye neden olur
b)Sabah yorgun kalkarsınız ve kendinizi gün boyu yorgun hissedersiniz. Özellikle öğleden sonraları bitkin olursunuz.
c)Daha sabırsız ve öfkeli olursunuz
d)Enerjiniz azalır, halsiz, bitkin ve yürüyecek haliniz kalmaz
e)Yemeklerden sonra uyku basar ve gün içinde uyuklamalar olur
f)Konsantre olamazsınız, beyin faaliyetleriniz zayıflar, sersemlemiş vaziyette gezersiniz.
g)Horlama ve uyku bozuklukları sıktır

İnsülin yüksekliğinin belenmeyle ilgili iki önemli nedeni şunlardır:

1)Bir öğünde aşırı karbonhidrat yemek
2)Bir öğünde aşırı kalori almaktır.

Karbonhidratların fazla alınması insülin salgılanmasını artırdığı gibi kalorinin fazla alınması da yağ oluşmasına neden olacak şekilde insülin yüksekliği oluşturur.

TANI VE TEDAVİSİ ENDOKRİN UZMANINCA YAPILIR

GİZLİ ŞEKER NEDİR?

Açlık kan şekerinin 100 ile 126 mg/dl arasında olmasına ‘’Açlık Kan şekeri Bozukluğu’’ adı verilirken, kan şekerinin yükleme testi (OGTT) sırasında (75 gram glukozla yapılan şeker yükleme testinde) 2. saattte 140 ile 199 mg/dl arasında çıkmasına ise '‘ Şeker Tolerans Bozukluğu’’ veya ‘’Gizli Şeker’’ adı verilir. İşte hem açlık kan şekeri bozukluğuna hem de glukoz tolerans bozukluğuna ‘’Pre-Diyabet’’ adı verilir. ‘’Pre’’ sözcüğü latince ‘’ön’’ veya ‘’erken’’ anlamına gelmektedir. Diğer bir deyimle şeker hastalığının ön veya erken devresi demektir. Bu kişilerde diyabeti önleme programı ile (sağlıklı beslenme, egzersiz ve fazla kiloların verilmesi) hastalık geriletilebilir veya ortaya çıkması geciktirilir

HORLAMA VE TİROİD YETMEZLİĞİ (HİPOTİROİDİ)
tiroid yetmezliği tedavi edilmemiş kişilerde horlama olur. çocuklarınızda horlama varsa tiroid hormonlarını ölçtürünüz.
Tiroid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının (T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü, unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabilmektedir.
Hipotiroidizm, toplumda % 4.6 oranında bulunur. Bunun çoğunluğunu başlangıç halindeki veya hafif derecedeki tiroid bezi yetmezliği (sadece TSH yüksek fakat T3 ve T4 normal olması) oluşturur. Tiroid yetmezliği tiroid fazla çalışmasından daha çok görülür ve nodüllerden sonra en sık görülen tiroid hastalığıdır.
Tiroid yetmezliği kadınlarda daha sık görülür ve yaşın artmasıyla sıklığı çok artar.
Bebek ve çocuklarda büyüme ve gelişmede belirgin gecikmeye, erişkinlerde ise vücut metabolizmasında yavaşlamaya neden olan tiroid yetmezliği tedavi edilmediği durumda kalp ve damar hastalıklarına neden olabilmektedir.

Hipotiroidi hastalığı kan testleriyle kolaylıkla teşhis edilir. Test olarak T3, T4, TSH, anti-TPO antikoru ölçülür ve tiroid ultrasonu yapılır. Kanda serbest T4 hormonu düşük ve TSH yüksek ise hipotiroidi tanısı konur. Serum T3 düzeyleri değişkendir ve bazen normal sınırda olabilir. Çok nadiren hipofiz bezi yetmezliğine bağlı tiroid bezi yetmezliği olabilir, o zaman TSH hormonu düşük, T4 ve T3 hormonu da düşüktür. Tiroid bezi yetmezliği teşhis edilen hastalarda tam kan sayımı, karaciğer testleri ve kolesterol, trigliserit ve LDK kolesterol tetkikleri ile kalp grafisi (EKG) tetkiki yapılır. Kalp hastalığı riskini anlamak için kanda homosistein ve hassas CRP tetkiklerine bakılması faydalıdır. Kansızlık varsa kanda ferritin, B12 vitamini ve folat düzeylerine bakılarak demir eksikliği veya vitamin eksikliği olup olmadığı araştırılır.
Aşikar yani belirgin (tam) tiroid yetmezliğinde TSH hormonu kanda artar ve genellikle 10 IU/L’den daha yüksek çıkar; kandaki T4 ve T3 hormonları da düşmüştür.
Başlangıç halindeki tiroid yetmezliğinde ise TSH hormonu 3 ile 10 IU/L arasındadır. Bu durumda T3 ve T4 hormonları normal sınırlar içindedir.

TEDAVİDE TİROİD HORMON İLACI VERİLİR.


 
KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ) VE GUATR (TİROİD)

KEMİK ERİMESİ VE GUATR

Kemik erimesi yani tıbbi adıyla osteoporoz kadınlarda ve erkeklerde görülen bir durum. Kemik erimesi yeterli güneş görmeyen, yeterli süt ve yoğurt yemeyen, çok sigara ve kahve içenlerde görülebilir. Kadınlarda menopoz sonrası östrojen hormon azlığına bağlı kemik erimesi sıklığı artar. Erkeklerde ise testosteron denen erkeklik hormon azlığı kemik erimesi yapar. Ayrıca paratiroid hormon fazlalığı, kortizol hormon fazlalığı ve prolaktin hormon yüksekliği de kemik erimesi yapar. Bu nedenle KEMİK ERİMESİ İÇİN MUTLAKA ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURMAK GEREKİR.

Kemik erimesi tiroid hormon fazlalığında veya levotiroksin ilacı dozunun fazla alındığı hastalarda da olabilir.

Kemik erimesi varsa bu nedebnle mutlaka bir ENDOKRİN UZMANINA başvurmak gerekir.


KEMİK ERİMESİ YAPAN TİROİD HASTALIKLARI VE DURUMLAR


1. ZEHİRLİ GUATR (HİPERTİROİDİ) KEMİK ERİMESİ YAPAR

2. TİROİD YETMEZLİĞİ VEYA NODÜL TEDAVİSİNDE KULLANILAN LEVOTİROKSİN İLACININ (TEFOR, LEVOTİRON, EUTHYROX GİBİ) DOZUNUN FAZLA ALINMASINDA OLABİLİR.

ZEHİRLİ GUATR NEDİR?

Tiroid bezinin aşırı çalışmasına yani aşırı tiroid hormonu üretmesine tıp dilinde hipertiroidi adı verilir. ‘’Hiper’’ Latince ‘’fazla’’ veya ‘’yüksek’’ manasına gelir. Hipertiroidi hastalığına tıp dilinde ‘’tirotoksikoz ‘’ adı da verilir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına halk arasında ‘’zehirli guatr’’ veya ‘’iç guatr’’ isimleri de verilmektedir. Bu isimlendirmeler maalesef yanlıştır; ne zehirlenme söz konusudur ne de bir iç guatr vardır. Elleriniz titriyor, ağzınız kuruyor ve çok yemek yemenize rağmen kilo veriyorsanız yada çabuk sinirleniyor ve çevrenize bağırıp çağırıyorsanız sizde tiroid bezi fazla çalışıyor olabilir.

Hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları, cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme, sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik bozukluklar olabilir.

İştah artışına rağmen kilo kaybı bu hastalığın en önemli belirtilerinden birisidir. Bu hastalık metabolizmayı hızlandırdığından aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı olur. Çok nadiren kilo artışı da olabilir.

Çarpıntı veya kalp atım sayısında ve nabız sayısında artış her 100 hastadan 96’sında görülür. İstirahatte iken nabız hızı dakikada 89’tan fazladır.
Saç kılları incedir. Yaygın veya hafif saç dökülmesi görülebilir.
Hastalarda huzursuzluk ve aşırı sinirlilik vardır; ajite haldedirler ve yerinde duramazlar. Bazen birden öfkelenirler. Kalabalık yerlerden hoşlanmazlar. Ufak tefek şeyler için bağırıp, çağırırlar.
Kas güçsüzlüğü bazen çok şiddetli olur ve hasta sandalyeden kalkmakta veya merdiven çıkmada zorluk çeker.
Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4. ve 5. parmak tırnaklarında görülür.
Hastaların % 10’nunda bacaklarda, kolda ve diz ekleminde ağrı olabilir. Bu ağrılar bazen kendiğinden düzelebilir.
Cilt ince, ılık ve nemlidir. El ayalarında kırmızılık ve kaşıntı olabilir. Ürtiker denilen cilt allerjisi ve vitiligo (ciltte renksiz veya beyaz alanlar olması) da sıklıkla birlikte bulunur.
Oftalmopati denilen göz belirtileri Graves’li hastaların % 25-30’unda saptanır. Gözlerde öne doğru fırlama vardır. Bazı hastalarda çift görme şikayeti olur. Görmede bozukluk, ışıktan rahatsız olma ve gözde kaşıntı ve yanma meydana gelebilir. Bakışlar canlıdır ve üst göz kapağında gecikme ve tam kapanma olmayabilir. Bazen şaşılık oluşabilir.
Ellerde ince titreme vardır. Bunu daha iyi anlamak için eller uzatılır ve üzerine ufak kağıtlar konur. Kağıtlarda ellerdeki titremeyle paralel titremeler daha belirgin olarak ortaya çıkar. Bazen dilde ve göz kapaklarında da titreme olabilir.
Hipertiroidili hastalarda kemik erimesi (diğer adıyla osteoporoz), kan kalsiyum düzeyinde artma, ve kanda alkalen fosfataz tetkikinde artış görülebilir. Bu hastalarda ayrıca kanda osteokalsin ve SHBG adı verilen proteinlerin düzeyleri artar. Karaciğer testleri denilen SGOT, SGPT ve GGT tetkiklerinde artış olur ve tedaviyle bu artışlar düzelir, fakat bazı hastalarda ilaç tedavisiyle karaciğer tetkikleri gittikçe yükselebilir, o zaman radyoaktif iyot tedavisi yapılması gerekir.

Teşhis İçin Hangi Tetkikler Yapılır?
Teşhis kolaydır ve bu amaçla kanda TSH, T3 ve T4 hormonlarının ölçümü yapılır. Hipertiroidi varsa TSH normalin altına düşmüştür (genellikle <0.01 U/L), bu arada T3 ve T4 hormonları aşırı derecede yükselmiş olarak bulunur. Gözlerde öne doğru fırlama ve hormonlarda yükseklik varsa Graves hastalığı teşhisi kolayca konur.

Graves hastalığının İlaçlar İle Tedavisi:
İlaç tedavisinde içinde propiltiourasil (propisil) yada metimazol (thyromazol) bulunan ilaçkullanılır. Bu ilaçlar tiroid hormon yapımını engelleyerek kandaki yüksek hormon düzeylerini normale getirirler. Gebelikte ve çocuklardaki hipertiroidi tedavisinde de bu ilaçların kullanılması gerekir. Bununla beraber gebelikte ve emzirme döneminde propiltiourasil kullanılması daha uygundur.
Propiltiourasil’in yarı ömrü kısa olduğu için 8 saatte bir tok karna alınır. Metimazol ise günde tek doz halinde veya öğünlere bölünmüş halinde tok karna alınır. Bazen 12 saatte bir verilerek tedaviye başlanabilir. Metimazol’un etki süresi 24 saatten fazla iken propiltiourasil’in 12-24 saattir

2. LEVOTİROKSİN İLACININ FAZLA KULLANILMASI

İçinde levotiroksin bulunan ilacı kullanan kadınların özellikle menopoz döneminde TSH düzeyinin iyi takibi gerekir. İlaç fazla gelir ve TSH çok düşerse kemik erimesi gelişebilir. Bu nedenle kemik taramalarınızı doktorunuzun önerdiği sürelerde yaptırınız ve kalsiyum alınız. Levotirosin ilacı alırken TSH düzeyi önemlidir. Tiroid kanseri tedavisi yoksa TSH >1 olacak şekilde ilaç alınmalıdır. TSH 1 veya fazla olursa kemik erimesi olmaz.

KEMİK ERİMESİ NEDİR?

Osteoporoz veya kemik erimesi kemiklerde kemik kitlesinde azalmayla karakterizedir. Bu nedenle kırılganlıkta artış vardır. Osteoporoz teşhisi için yapılan kemik mineral yoğunluğu ölçümünde bulunan değerin normal kişilerin kemik yoğunluğu ortalamasının 2.5 standart deviasyondan daha az olması gerekir.

Osteoporoz veya kemik erimesi kemik kitlesi veya yoğunluğunun normal değerlerin altına düşmesidir. Kemik erimesini anlamak için en iyi ölçüm metodu DEXA yöntemidir. Bu yöntemle tüm vücut kemik yoğunluğu ölçülebildiği gibi tek tek omurgalar, uyluk kemiği ve önkol kemik ölçümleri de yapılabilir.
Omurgada standart olarak L1-L4 arası ölçüm yapılır. Uylukta ise uyluk boynu, büyük trokanter, intertrokanterik alan ve Ward üçgeninin ayrı ayrı değerlendirilmesi olanaklıdır.
Çekim süresi omurgalar için 3-5 dakika, tüm vücut ölçümleri için 10-20 dakika dolayındadır.
Bu tetkik sırasında çok az radyasyona maruz kalınır ve bu radyasyon <2 mrad’tır. Maliyeti de nispeten azdır.
Kemik yoğunluğunu yansıtan ve gr/cm2 cinsinden ifade edilen kemik mineral yoğunluğunun normal değerleri yaş grupları ile cinse göre ayrı ayrı belirlenmiştir.
DEXA ile yapılan ölçümlerde iki karşılaştırma parametresi kullanılır:
Bunlardan biri Z skorlaması, diğeri T skorlamasıdır.
Z skorlama, ölçüm bölgesinin kemik yoğunluk değerleri ile aynı yaş ve cinsteki normal kişilerin ortalama değerlerinin standart sapması cinsinden hesaplanan miktarı arasındaki farkı gösterir. Yaş ve cinse göre belirlenen ortalama Z değeri 0’dır. Buna göre bulunan değerler + veya – olabilir. Bu yöntemle aynı zamanda hastanın değerlerinin yüzde cinsinden aynı yaş ve cinsteki normal popülasyon içindeki yeri de belirtilir.
T skorlama ise 20-35 yaş arası belirli bir cins ve ırktaki normal popülasyonun yine standart sapma cinsinden değerini yansıtır. Bu değerleri göre –2 SD’lik bir değer kırık eşiği olarak önerilmektedir.
DEXA yöntemi günümüz için osteoporozun tanı ve takibinde en iyi yöntem olarak kabul edilmektedir.

 
DÜŞÜK NABIZ (NABIZ DÜŞÜKLÜĞÜ) Ve TİROİD (GUATR)

DÜŞÜK NABIZ VEYA NABIZ DÜŞÜKLÜĞÜ Ve TİROİD

nabız sayısındaki düşüklük kalp hastalıklarından olabildiği gibi tiroid hormonlarının az olması yani tiroid bezinin az çalışması durumunda da olabilir.
nabız düşüklüğü durumu vasa mutlaka TSH T3 ve T4 hormonlarına baktırınız. Bozukluk varsa bir ENDOKRİN UZMANINA başvurunuz.

TİROİD HORMONLARI VE NABIZ

Tiroid bezinden iki türlü tiroid hormonu salgılanır. Bunlardan daha fazla salgılananı T4 (%80 oranında salgılanır), daha az salgılananı (%20’si) ise T3 hormonudur. Hücrelere giren ve etkili olan hormon T3 hormonudur; T4 hormonu hücreye girmez. Bu nedenle T4 hormonu vücudumuzda özellikle karaciğerde ve diğer organlarımızda deiyodinaz enzimleri ile T3 hormonuna dönüşmektedir. Bu dönüşümün bozulması durumunda T3 yeterince oluşamaz ve tiroid hormonları etkisini gösteremez.
Tiroid hormonlarının en önemli görevlerinden birisi bazal metabolizma denilen istirahat halindeyken harcanan kalorileri ayarlaması ve enerji üretimini sağlamasıdır. Bu sayede vücudumuzun ısısı ayarlanır ve belirli bir düzeyde tutulur. Ayrıca kalp atımını ayarlar. Bu ısı oluşması olayı aldığımız oksijenin yakılması sırasında oluşur. Görüldüğü gibi tiroid bezi vücudumuzu bir soba gibi ısıtmaktadır. Tiroid bezi az çalışırsa vücut ısısı düşer ve üşürüz. Bunun tersine çok çalışırsa metabolizma hızlanarak kendimizi sıcak hissederiz ve sıcak yerlerden kaçarız.

NABIZIN AZALDIĞI HİPOTİROİDİ NEDİR?

Tiroid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının (T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü, unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabilmektedir.
Hipotiroidizm, toplumda % 4.6 oranında bulunur. Bunun çoğunluğunu başlangıç halindeki veya hafif derecedeki tiroid bezi yetmezliği (sadece TSH yüksek fakat T3 ve T4 normal olması) oluşturur. Tiroid yetmezliği tiroid fazla çalışmasından daha çok görülür ve nodüllerden sonra en sık görülen tiroid hastalığıdır.
Tiroid yetmezliği kadınlarda daha sık görülür ve yaşın artmasıyla sıklığı çok artar.
Bebek ve çocuklarda büyüme ve gelişmede belirgin gecikmeye, erişkinlerde ise vücut metabolizmasında yavaşlamaya neden olan tiroid yetmezliği tedavi edilmediği durumda kalp ve damar hastalıklarına neden olabilmektedir.
Tiroid bezi yetmezliğinin en sık nedeni Hashimoto Hastalığı geçirmektir. Hashimoto hastalarının hemen tamamında hipotiroidi kalıcı olarak yerleşir. Bu hastalıkta tiroid bezi, nedeni bilinmeyen bir şekilde küçülür ve hormon yapacak hücreler azalır; sonuçta tiroid hormonu az yapıldığından tiroid yetmezliği ortaya çıkar.


Tiroid bezi az çalışan ve tiroid hormonları kanda azalan bir kişide şu belirtiler olabilir:
  • Kolay yorulma, yorgunluk, bitkinlik, enerji azlığı (yaygın)
  • Hatırlamada zorluk, unutkanlık, yavaş düşünme, konsantre olamama
  • Hareketlerde yavaşlık
  • Sabahleyin uyanmada zorluk, daha çok uyku isteği, gün içinde uyuklama
  • Üşüme veya kendini soğuk hissetme
  • Terlemenin azalması
  • Kuru, soğuk, kalın ve kaşınan bir deri
  • Sarı veya portakal renginde bir deri
  • Kuru, kaba ve kolay kırılan tırnaklar
  • Saç dökülmesi, saçlarda azalma, kaşlarda dökülme
  • İştah kaybı
  • Kilo alma ve kiloyu verememe
  • Horlama başlaması
  • Kas krampları ve eklemlerde ağrı oluşması
  • Kaslarda iğne batması hissi veya karıncalanma
  • Kabızlık olmaya başlaması
  • Göz etrafının ve göz altının şişmesi
  • El, ayak ve eklemlerde şişlik
  • Karpal tünel sendromu denilen el bileğinde sinir sıkışması ve ağrı
  • Adet kanamalarının daha fazla miktarda olması, adetlerde kramp olması ve adet öncesi dönemin kötü geçmesi
  • Bazı kadınlarda adet sıklığının azalması veya adetlerin kesilmesi
  • Depresyon gelişmesi ve hiçbir şeyle ilgilenmeme
  • Sesin kalınlaşması ve ses kısıklığı
  • İşitmede azalma oluşması
  • Guatr oluşması (Hashimoto hastalarında olur)
  • Tiroid bezinin küçülmesi (tiroid bezi iltihaplarına veya Hashimotonun son evresine bağlı olarak)
  • Kalp hızının ve nabız sayısının azalması
  • Kan kolesterol düzeyinde artma
  • Gebe kalamama (kısırlık)
  • Libido (Cinsel istek) azlığı ve empotans
  • Reflekslerin yavaş olması
  • Kekemelik
Hipotiroidili hastaların % 20‘sinde küçük tansiyonda yükseklik olabilir.
Kalp atım hızı azalır ve nabız sayısı azalabilir.
Tedavi edilmeyen hastalarda kalp zarında sıvı birikebilir.
Koroner kalp hastalığı hipotiroidi tedavi edilmez ise sıklıkla oluşur. Bunun nedeni kanda kötü kolesterolün (LDL kolesterol) yüksek olmasıdır. Ayrıca homosistein ve hassas CRP gibi kan tetkikleri hipotiroidili hastalarda çoğunlukla yüksektir ve koroner kalp hastalığı riskinin arttığını gösterir.
Özellikle hipertansiyonu ve hipotiroidisi bulunan hastalarda koroner kalp hastalığı daha çok görülmektedir.

Hipotiroidi hastalığı kan testleriyle kolaylıkla teşhis edilir. Test olarak T3, T4, TSH, anti-TPO antikoru ölçülür ve tiroid ultrasonu yapılır. Kanda serbest T4 hormonu düşük ve TSH yüksek ise hipotiroidi tanısı konur. Serum T3 düzeyleri değişkendir ve bazen normal sınırda olabilir. Çok nadiren hipofiz bezi yetmezliğine bağlı tiroid bezi yetmezliği olabilir, o zaman TSH hormonu düşük, T4 ve T3 hormonu da düşüktür. Tiroid bezi yetmezliği teşhis edilen hastalarda tam kan sayımı, karaciğer testleri ve kolesterol, trigliserit ve LDK kolesterol tetkikleri ile kalp grafisi (EKG) tetkiki yapılır. Kalp hastalığı riskini anlamak için kanda homosistein ve hassas CRP tetkiklerine bakılması faydalıdır. Kansızlık varsa kanda ferritin, B12 vitamini ve folat düzeylerine bakılarak demir eksikliği veya vitamin eksikliği olup olmadığı araştırılır.

TEDAVİ:
TEDAVİ İÇİN MUTLAKA ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURUNUZ

Hipotiroidide vücudumuzda tiroid hormonu az olduğundan dışardan verilecek sentetik T4 hormonu ilaçları ile eksiklik giderilmeye çalışılır. Kullandığınız bu ilaçların içinde levotiroksin vardır ve vücudunuzda yapılan T4 hormonunun aynısıdır. Vücutta T4 hormonu eksik olduğundan bu ilaçlarla eksiklik giderilir. Tiroid yetmezliğinin tedavisinde ilaç tedavisinden başka bir tedavi şekli yoktur. Bazı hastaların sorduğu gibi ameliyat yapılmaz. Levotiroksin ilacı günde bir defa aç karna alınmalıdır. Aç iken alınırsa emilimi daha iyidir ve yaklaşık % 70’i emilir. İlaçları hep aynı zamanda almalı ve unutmamalıdır. Eğer aç karna alınca midede yanma veya ağrı oluyorsa ilacı tok karna alabilirsiniz. Tok karna alınınca ilaç emilimi azalacağından daha fazla ilaç almak gerekebilir. Bu durumu doktorunuza bildiriniz. Demir ilaçları, kalsiyum ilaçları, sukralfat isimli mide ilacı, lifli-posalı gıdalar, lif veya posa kapsülleri, antiasitler ve soya yağı aynı öğünde alınırsa tiroid ilacının emilimini bozar. Bu nedenle mümkün olduğu kadar tiroid ilacının alındığı öğünde başka ilaç alınmamalıdır.



 
 
TIRNAK KIRILMASI, TIRNAK SOYULMASI VE TİROİD (GUATR)

TIRNAK KIRILMASI, TIRNAK SOYULMASI VE TİROİD (GUATR)

Tırnak kırılması ve tırnak soyulması bazı vitamin ve mineral eksikliğinde olabilidiği gibi guatr hastalığında da olabilir.

Tiroid yetmezliği yani tıbbi adıyla Hipotiroidi varsa Tırnaklar kalın ve kırılgandır. Tırnaklar üzerinde yarıklar vardır ve yavaş büyür.

Tiroid fazla çalışırsa yani zehirli guatr varsa Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4. ve 5. parmak tırnaklarında görülür.
Görüldüğü gibi tiroid hormonları tırnaklar üzerinde çok etkilidir ve Tırnak sorunları varsa mutlaka tiroid hormonlarını yani TSH T3 ve T4 hormonlarını ölçtürmek ve bir ENDOKRİN UZMANINA başvurmak gerekir.

TİROİD YETMEZLİĞİ NEDİR?
Tiroid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının (T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü, unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabilmektedir.
Tiroid bezi yetmezliğinin en sık nedeni Hashimoto Hastalığı geçirmektir. Hashimoto hastalarının hemen tamamında hipotiroidi kalıcı olarak yerleşir. Bu hastalıkta tiroid bezi, nedeni bilinmeyen bir şekilde küçülür ve hormon yapacak hücreler azalır; sonuçta tiroid hormonu az yapıldığından tiroid yetmezliği ortaya çıkar.

tiroid bezi yetmezliği kolay yorulma, üşüme ve kilo alma yapar. Metabolizmanın yavaşlaması sonucu vücut ısısı azalır ve hastalar soğuğu sevmez ve sıklıkla üşümekten şikayet ederler.
Metabolizma hızı azaldığından iştahta ve gıda alımında azalma oluşur.
Vücut ağırlığı yaklaşık % 10 oranında artar ve genellikle bazal metabolizmanın azalmasına, vücut yağının artmasına, ve su ve tuz birikmesine bağlıdır.
Göz etrafındaki şişlik glikozaminoglikan denen maddelerin dokularda birikmesi nedeniyle oluşur.
Cildin soğuk olması ise damarların kasılması ve az kan gitmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Teşhis için kanda tiroid hormonları ölçülür ve tedavisini ENDOKRİN UZMANI yapar.


2. HİPERTİROİDİ YANİ ZEHİRLİ GUATR NEDİR?
Elleriniz titriyor, ağzınız kuruyor ve çok yemek yemenize rağmen kilo veriyorsanız yada çabuk sinirleniyor ve çevrenize bağırıp çağırıyorsanız sizde tiroid bezi fazla çalışıyor olabilir.

Tiroid bezinin aşırı çalışmasına yani aşırı tiroid hormonu üretmesine tıp dilinde hipertiroidi adı verilir. ‘’Hiper’’ Latince ‘’fazla’’ veya ‘’yüksek’’ manasına gelir. Hipertiroidi hastalığına tıp dilinde ‘’tirotoksikoz ‘’ adı da verilir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına halk arasında ‘’zehirli guatr’’ veya ‘’iç guatr’’ isimleri de verilmektedir. hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları, cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme, sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik bozukluklar olabilir.
İştah artışına rağmen kilo kaybı bu hastalığın en önemli belirtilerinden birisidir. Bu hastalık metabolizmayı hızlandırdığından aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı olur. Çok nadiren kilo artışı da olabilir.
Çarpıntı veya kalp atım sayısında ve nabız sayısında artış her 100 hastadan 96’sında görülür. İstirahatte iken nabız hızı dakikada 89’tan fazladır.
Saç kılları incedir. Yaygın veya hafif saç dökülmesi görülebilir.
Hastalarda huzursuzluk ve aşırı sinirlilik vardır; ajite haldedirler ve yerinde duramazlar. Bazen birden öfkelenirler. Kalabalık yerlerden hoşlanmazlar. Ufak tefek şeyler için bağırıp, çağırırlar.
Kas güçsüzlüğü bazen çok şiddetli olur ve hasta sandalyeden kalkmakta veya merdiven çıkmada zorluk çeker.
Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4. ve 5. parmak tırnaklarında görülür.

TEDAVİDE ilaçlar kullanınlır. Tedavinizi bir ENDOKRİN UZMANI yapar.